9 Kere Leyla Film Afişi

9 Kere Leyla Filmi Eleştirisi

Netflix'te yayına giren, yönetmen Ezel Akay'ın 9 Kere Leyla filmi eleştirisi sizlerle.

Ele aldığı konuları derinlikle, insan merkezli inceleyen yönetmen; “bizden” türde filmlerin yapımcısı, oyuncu Ezel Akay; 11 sene sonra tekrar 9 Kere Leyla ile yönetmen koltuğuna oturuyor. Tayfun Türkili’nin “9 Canlı” adlı tiyatro oyunundan uyarlanan filmin senaryo ekibi Adnan Yıldırım, Özlem Lale, Uğur Saatçi, Ezel Akay’dan oluşurken film; Haluk Bilginer, Demet Akbağ, Elçin Sangu, Fırat Tanış gibi başarılı oyunculara yer veriyor.




Yayınlanan fragmanıyla beklentiyi oldukça düşüren 9 Kere Leyla; uzun zamandır evli olan Adem (Haluk Bilginer) ve Leyla (Demet Akbağ) çerçevesinde ilerliyor ve çiftin bir evlilik terapistine (Elçin Sangu) gitmeye başlamalarıyla detaylanıyor. Terapistleri Nergis’le ilişkisi olan Adem’in boşanmayı kabul etmeyen karısı Leyla’dan kurtulmak için yaptığı türlü planlar başarısızlıkla sonuçlanıyor ve dokuz denemeye rağmen Leyla’yı öldüremiyor. Bu klişe görünen aşk üçgeni, mitolojik ögelerle eşleniyor ve söz konusu efsane; karakterlerimizi sembolik, Leyla’yı ölümsüz kılıyor. Musevilik ve Hristiyanlık inançlarında Adem’in ilk eşi olan Lilith’in mitolojideki yeri hikayeyi geliştirirken hemen hemen her resim; sanat ekibinin titiz çalışmasıyla göz dolduruyor, karakterlerin özdeşleştirilmesini destekleyip derinleştiriyor.


Senaryo, kağıt üzerinde kaldığı haliyle müthiş çekici. Müzikal hava, Ezel Akay’ın alışılmış masalsı anlatımı, filmin tonuna yakışır ortalama üstü abartılı ama başarılı oyunculuklarla film; ne yazık ki kurgu aşamasında masada kalıyor. Başlangıç ve final sekansları sorunsuz çekilmiş, hikayenin çözümlendiği kısımlar sonradan eklenmiş veyahut yarım kalmış gibi görünüyor. Can alıcı sahneler kısa tutulurken, tadında kalması gerektiğine inandığım sahneler uzadıkça uzuyor. Kurgu problemi, hikayede kopukluklara sebep olmakla beraber zaten uzun tutulmuş filmin akıcılığına zarar veriyor. Kötü esprileriyle ve giremediği aksiyon temposuyla güldürmeyen komedi “9 Kere Leyla”, efektif anlamda acı bir gülümsemeye neden oluyor zira Demet Akbağ’ın gençleşmesi, düşme-çarpışma sahnelerinin kalitesiz efektleri günümüz sinema teknolojisi ışığında oldukça gülünç kalıyor. 


Final sahnesine geldiğimizde ise; verilmek istenen mesaj gerçekten gözümüze gözümüze sokuluyor. Günde en az 3 kadının katledildiği ülkemiz gerçekliğinde bu hamleyi yadırgamıyor; izleyici kitlemizin bilinç seviyesine ancak bu şekilde yaklaşılabileceğine inanıyorum. -Her gün kadına şiddet, taciz, tecavüz haberleri gözümüze gözümüze sokulduğu halde 2020 ”Küresel Cinsiyet Eşitsizliği” raporunda 153 ülke arasında 130. sırada, “Kadın Barış ve Güvenlik Endeksi” araştırmasına göre kadınlar için yaşam kalitesinin en yüksek olduğu 167 ülke arasında 114. sırada yer alan Türkiye gerçekliğinde, cinsiyet değil “zihniyet” hastalığına sahip olanların kurduğu bu eril dünya düzeninde.-


Aldığı tüm kötü eleştirilere karşın 9 Kere Leyla’yı en azından bir kez izlenebilir buluyorum. Sanat departmanının başarısı ve Akay’ın her rengi sunan paleti; senaryonun barındırdığı dinlerin tarihine değinen metinler, metaforlar,  sanat tarihinden güzellemelerle (örneğin Havva ya da X kadın olarak betimlenen Nergis, Barok dönemin en güçlü ve var olma savaşı veren kadın figürlerinden Artemisia’nın tablosunu kendi rüyası olarak betimliyor) buluşuyor ve "Lilith hala aramızda olsa ve Ademler ile yaşamaya devam etse nasıl olurdu?” sorusunun cevaplarından birini, Akay ütopyasında onun üslubundan karşılıyor. Kendinden büyük problemleriyle 9 Kere Leyla, beklenenin altında; vizyon filmlerinin ise üstünde bir performans sergiliyor. Mutlu seyirler.

Yorumlar