Alef Dizi Afişi

Alef Dizi Eleştirisi

BluTV; Bozkır, Masum gibi dizileri bulundurduğu orjinal yapım kütüphanesine bir yenisini daha ekledi.



Yönetmen koltuğunda Berlin, Venedik ve İstanbul film festivalleri ödüllü; Abluka, Kız Kardeşler filmleriyle sesini duyurmuş Emin Alper’in oturduğu Alef dizisi, 22 Mayıs Cuma günü yayınlanan 8. bölümüyle final yaptı. Senaryosunu Emre Kayış'ın yazdığı dizi, Türkiye’nin ilk mistik-polisiye dizisi olma ünvanına sahip. Galasının online olarak düzenlendiği Alef, kadrosunda Kenan İmirzalıoğlu, Ahmet Mümtaz Taylan ve Melisa Sözen gibi başarılı isimleri de barındırıyor. 


Alef, Rum cemaatinin, Hz. İsa’nın vaftiz edilişini andıkları geleneksel “Ta Fota” ayininden bir sekansla başlıyor. Bir din adamı; tahta bir haçı suyun kutsanmasını sembolize ederek boğazın derin sularına bırakır. Haçı bulup çıkaran genç, çeşitli dini kutlamalar eşliğinde ödüllendirilir. Kutlanılan bu bayram sırasında denize zorla itilen bir çocuk, suyun altında direğe bağlanmış bir cesetle karşılaşır. Hikayenin henüz en başında olsak da güzel olan kısım şu ki; cesedin bulunması, ayinin görkemi ile desteklenmiş; bu zamanlama bir seri katilce planlanmıştır. Dizinin genç ve hırslı dedektifi Kemal (Kenan İmirzalıoğlu) ve tecrübeli ortağı Settar (Ahmet Mümtaz Taylan) bu cinayet dosyasında buluşurlar. Birbirlerine tamamen zıt fikirlerden oluşan bu ortaklık, modern yöntemlerle akılcı iz sürme ve senelerdir süregelen geleneksel yöntemleri karşı karşıya getirir. Bir üniversitede öğretim görevlisi olan Yaşar (Melisa Sözen)’ın da katılımıyla dini-mistik öğelerin iyiden iyiye dahil olduğu dizi, karakterlerin kendi sırlarının ve cinayet delillerinin gelişimiyle yavaş yavaş derinleşir ve sonunda “Her sır önce sahibini yakar.”


Alef’in; ilk 3 bölüm verileri itibariyle adımlarını sağlam attığı, hikaye kurgusunu iyi bir matematik üzerine yerleştirdiği anlaşılıyor. Dizi, seyircisini içine çekmek için hiç acele etmiyor. Yönetmen; karakterlerdeki sakinlik ve dizinin durgun temposunu; art arda gelen cinayet haberleriyle paralel kurguluyor, tempoyu yükseltip azaltıyor. Dizi; “Polisiye” sıfatına rağmen, oldukça az yer verilen aksiyon sahneleri ve neredeyse tek gereksiz kelime etmeyen ana karakterler; çok uzun, dolaylı ve özlü konuşan yardımcı karakterleriyle zaman zaman yaklaştığı klişe çizgisinden uzaklaşıyor, özgün yapısıyla göz dolduruyor. Alef; transfobiye, homofobiye, işsizlik ve hiyerarşiye, mevlevihaneler ve tarikatlara dair cesur söylemleri ve sunduğu görsel şölenle, sinemayı minyatür sanatıyla buluşturuyor. Atmosfer yaratma başarısını defalarca kez kanıtlamış olan Emin Alper, Alef’te de yakaladığı güzel resimleri; sert-dramatik ışık kullanımı, seçilen filtreler ve dizinin geneline hakim olan karanlık-gotik renk paleti ile destekliyor. Sanat ve makyaj ekibinin titiz çalışması sonucu ortaya çıkarılan proplar, maruz kalmayacağı sansürün uç noktalarını zorluyor; muazzam ve gerçekçi bir iş çıkarıyor.


3.bölümden sonra Alef, beklenmedik bir anda tükenmişlik sendromuna giriyor. İlk 3 bölümde ucundan gösterdiği ama üzerine düşmediği korkunç klişeleri bir anda çok değerlilermiş, olmazsa polisiyesi kabul olmazmış gibi bölümlere yaymaya başlıyor. Klasik model araba kullanan, emekliliği yaklaşmış, tuşlu telefon savunucusu, karısıyla arası bozuk küfürbaz Komiser; psikolojik problemleri olan, olaylara geniş pencereden bakma hobili genç bir ortak; bir anda beliren meyhanede birbirinin aynısı rakı masaları, “Oo komiserim her zamankinden mi?” seyyar köfte karavanı, şimdiye kadarkilere hiç benzemeyen benzersiz bir cinayet, üstümde çok baskı var’cı müdür, aman basına sızmasın bir operasyon, ben bunu nasıl daha önce düşünemedim bir final.


Kenan İmirzalıoğlu’nun gönülsüz oyunculuğu, Ahmet Mümtaz Taylan’ın üzerine yapışmayacağı kesin tiplemesi, Melisa Sözen’in kendine dahi inandıramadığını zannettiğim, nefes bile almadan ardı ardına sıraladığı samimiyetten uzak replikleri… Figürasyonun ve yan kastın yanlış seçilişi, flashbacklerle desteklemeye çalışılan sahnelerin çözüm odaklı değil kafa karıştırıcı kurgu zamanlaması, zaten haftada bir yayınlanan bölümün 30 dakikaya kadar düşebilmesi.. Tüm bunlar, Alef dizi olarak değil de film olarak karşımıza çıksa kendine has temposuna hayran bırakabileceği, klişelerine kulak tıkanabileceği, final bölümünün seyirciye istediği tatmin duygusunu yaşatacağı gerçeğine işaret ediyor. Fakat ne yazıktır ki tüm bunlar; öyküdeki defolar, cinayete dair cevaplanmayan-atlanan sorular, oyuncuların vasat performansları; bir hafta bekledikten sonra tam bir şey anlayacakken bitiveren kısa bölümlerden oluşan bu” dizi”de buluşuyor. Emin Alper’in başarılı yönetimi, sanat-makyaj ekibinin takdir edilesi çalışması, muazzam İstanbul manzaraları ve mekan kullanımı; senaryonun dizi dinamiğine yedirilemeyişinin kurbanı oluyor.