Kod Adı: Angel Film Afişi

Kod Adı: Angel Filmi Eleştirisi



Aksiyon filmlerine yabancı olmayan, bizzat çatışma sahnelerinden gelen bir isim Ric Roman Waug; 1990’lı yıllarla beraber dublörlüğe ara vermiş ve yönetmenliğe-senaristliğe dönmüştü yüzünü. Muhbir ve Shot Caller filmleriyle tanıdığımız Waug, bu kez “Kod Adı:...” serisinin 3. filminin yönetmen koltuğunda oturuyor. Kanımca serinin ilk iki filmine göre daha başarılı olan Kod Adı: Angel, bu başarısını yönetmenin üslubuna ve “aksiyon filmi” anlayışına borçlu. Çünkü film boyunca koşuşturma bir an için bile bitmiyor, durulmuyor. Dengesini çok güzel oturttuğu gerilim ve aksiyon unsuru; meraklılarına hareketli bir 2 saat sunuyor.
 
Serinin diğer filmlerinde olduğu gibi bu filmin de yıldızı Gerard Butler. Butler’in hayat verdiği karakter Mike Banning’in oldukça yolunda giden yaşamı, ilk iki filmden farklı olarak bir anda tepetaklak oluyor. Koruması olduğu Başkan Trumbull’a tüm benliğiyle sadakat duyan Banning bu filmde bir entrikanın kurbanı oluyor ve başkana suikast düzenlemekle suçlanıyor. Bu süreçte –tahmin edersiniz ki- sonsuz FBI ajanından kaçıp sonsuz araba deviriyor Banning. Bir anda ülkenin aranan en tehlikeli ajanı haline geliyor ve Trumbull uyanıp masumiyetine tanıklık edene kadar Banning, şimdiye kadar gelmiş tüm filmlerine ve hikayelere kıyasla çok daha çıkılmaz bir yolda buluyor kendini.
 
Filmin önceki 2 filmden kendini ayırdığı bir de keskin noktamız var. Bu filmde “Kod Adı:..” Olympus ya da Londra değil. Bu kez Kod Adı: Melek. Bu değişiklik senaryoda bireyselleşme doğurmakla beraber “Melek”, Banning ile sembolleştiriliyor. Sağladığı masumiyet hissiyatı; hikayenin ana sınırlarıyla örtüşüyor, eksik kısımlarına yama oluyor. Fakat bu yamalar bir yana, hikayenin klişeleştiği kısımları hareket de empati de kurtaramıyor. Evet Banning kendini elbette ki aklıyor fakat neden sürekli asıl ajan en yakınındaki çıkıyor? Senaryonun yazılmış olan bu finalinin damarlarımızdaki adrenaline lafı yok fakat yüksek beklentili seyircilerimiz için Kod Adı: Angel, aksiyon olarak evet fakat özgünlük olarak göz doyurmuyor.

 
Filmin benim için en gülümsetici detayı, FBI ajanlarından kaçış sürecinde Banning’in ormanda yalnız yaşayan yaşlı babasının yanına koşması. Bu baba hükümete sırtını dönmüş ve ormanda kamufle bir kulübede yaşayan, oduncu gömleği giyen,  gizli geçitlere sahip, geleni geçeni kamerayla dikizleyen bir baba. Öyle tavırlar ki, bu karakter bana Cem Yılmaz- Ali Baba ve 7 Cüceler filminden tanıdığımız namıdiğer Kenan Memedov’u anımsattı. Bu ak sakallı baba; yaklaşan ajanları patlatmasıyla, bubi tuzaklarıyla oldukça şaşırttı ve asıl karakteri destekleyip filmin akışına katkı sağlayan en beğendiğim yardımcı oyuncu oldu.
 
Sonuç Olarak Kod Adı: Angel, yönetmenin aksiyon-gerilim dengesini çözmüş olması açısından başarılı fakat hikayenin geri planda atılıp orada unutulduğu bir film. İyi bir hafta diliyor, yazımı filmin en sevdiğim repliğiyle noktalıyorum. “Bizi mücadele verdiğimiz anlar tanımlar.” 
 
Dilşad Demir