Aşk 101 Dizi Afişi

Aşk 101 Dizi Eleştirisi

Yeni yerli dizi Aşk 101'in birinci sezonu 23 Nisan'da Netflix'de yerini aldı.



Netflix Türkiye'nin orijinal yapımı olan dizi; henüz başlamadan dahi oldukça ses getirmiş, iyi-kötü adını duyurmuştu. Atiye, Hakan: Muhafız gibi denemelerden sonra daha olaysal, daha renkli bir diziyle şansını deneyecek olan Aşk 101; acaba yayınlanmadan önce yediği haksız linçleri yayınlandıktan sonra hala hak ediyor mu?


Aşk 101, bir grup liseli gencin "aşk" ve biçimleri üzerine ortaya attığı düşünceler, ergenliğin verdiği haklı telaşla yine aşk üzerine kurup batırdığı planlardan oluşuyor. Dizi, kendilerine daha sonralarda "çete" diyecek 5 "farklı" öğrencinin yaptığı aşırılıkları ardı ardına göstererek başlıyor. Eğer yüksek bir beklentimiz yoksa, sadece karantinanın birbirinden çok da farklı olmayan bir gününü eritmekse amacımız, etkilenebiliriz. Sözüm ona 1998 yılında geçen tüm bu vukuatlar, kavgalar, alkol problemleri hiçbirimizin reddedemeyeceği derecede ütopik. Üstelik bizim artık disiplin sınırlarını esnettiğimiz, yarı özel 21.yy liselerimiz için bile ütopik. Hatta sınıfımızda olsa bu güzel kızlar, çekici erkekler dönüp bakmaz; "zorba" ve "şiddet yanlısı" olduklarını savunur, kendileriyle köşe kapmaca oynarız (Malum sadece lise 2.sınıftayız.) Dolayısıyla "kesin yaşanmıştır bu" diyor, devam ediyoruz. Bu 5 arkadaş, disiplin kurulunu bekledikleri odada tanış oluyor, işbirliği yapmaya karar veriyorlar. Çünkü artık topun ağzındalar, okuldan atıldı atılacaklar. Bu sebepten onların tek destekçisi olan masum öğretmenimiz Burcu'nun Trabzon’a tayinini engellemek, onu İstanbul'da biriyle evlendirmek üzerine kurulu klişe bir plana başvuruluyor ve başlıyor çetecilik. 


Bu plan, yer yer işliyor yer yer batırılıyor. Bu süreçte seyirci; ilk bölümde izlediği ve ortak bir yan bulamadığı, tüm bu kural tanımazlığın ardından neden okuldan atılmadığını sorduğumuz arkadaş grubunu tanımaya, anlamaya başlıyor. Tüm bunların "ergenlik", "hormonlar", "ergen siniri" gibi bahanelerin ardına saklanmaması, üstünkörü işlenmemesi oldukça güzel. Herkesin bir hikayesi, yaşama dair geç kalmışlığı, karşılanmamış beklentileri, tanıyamadıkları benlikleri ya da eğitemediği zihinleri-öfkeleri var. Örneğin çetenin alkoliği Sinan; küçük yaşına rağmen senelerdir ailesinden ayrı yaşayan, sevgi görmemiş bir çocuk. Almaktan çok vermeyi, yapıcı olmaktan çok yıkıcı olmayı tanımış. Bir insan ne kadar gergin olabilirse o kadar gergin Kerem; şiddet, güç ve takım elbiseli adamlar arasında büyümüş, kendini babasına dahi kanıtlayamamış bir ergen. Dolayısıyla tamamlanamamış. Saf ve çetenin hayalperest kızı Işık da ailesinin paranoyak tutumu yüzünden gerçek hayatı tanımaya fırsat bulamamış, kendi kararlarını sırtlanamayacak kadar genç. Eda, kendini tanıyamayan ve dolayısıyla kimseye anlatamayan biri. Meşhur Osman ise şüpheli hareketler sergiliyor, onu bu sezonda tam çözemedik. 


Kanımca, dizinin en sınıfta kaldığı yanı; dönem dizisi olduğunu iddia etmesi. Fakat fikir sanki 90lara ait birkaç banknot, telefon bulunca apar topar alınmış ve hayata geçirilmiş gibi. Kostüm, dekor ve saç-makyaj Türkiye dahil herhangi bir ülkenin 90lı yıllar anlayışına uygun değil. Başrol oyuncularının ve tüm okul öğrencilerinin saçlarının şimdiki zaman kesimleri, figüranların BTS çantası - android telefonları gibi aksesuarları, İstiklal'de yürüyen insanların dar pantolonları, kadınların yeni yeni görmeye alıştığımız Bralet'lerini, Burcu Hoca'nın evindeki 2005 modası sonrası çiçek işlemeli eşyalarını bir kenara koyuyor, böylesi bütçe ve Netflix sıfatı desteğiyle neden daha iyisi yapılmaz ki? diye sormaktan alıkoyamıyorum kendimi. Bir öykünün en büyük destekçisi, içinde geçen mekanın doğruları söylemesidir. Aksi takdirde oyuncular ne denli iyi, prodüksiyon yükü ağır, hikaye ne kadar akıcı olsa da; kendisine inanmadığımız ve atmosferini soluyamadığımız iş, tatmin edici bulunmaz.


Diyalogların içlerinin hemen hemen hepsinin dolu olması ve her cümlenin ekran görüntüsü alınıp Tumblr'a yüklenesi olması kimi zaman güzel, kimi zaman da yorucu bir tercih. Bazı cümleler öyle ki, ana fikirleri çok güzel olmasına rağmen sırf sanatsal olsun diye ardı ardına sıralanmış bir ve estetik kaygı önüne geçmiş hitap edebilirliğinin. 


Dizinin, övülmeye değer yanı ise şüphesiz müzikleri ve oyuncuların performansları. Şarkılar; 1998 lise hayatını desteklemekte; şarkı sözleri hikayenin özünü beslemekte. Fakat, şaşırtmıyor ki hemen her yerli yapımdaki gibi Aşk 101'de de bu, çok fazla. Kimi zaman diyaloglarla anlatılması gerekenin, kimi zaman da sessizlikle duyumsanması gereken hislerin önüne geçiyor bu müzikler. Oyuncular ise kast seçimi açısından da, performansları açısından da oldukça başarılı. Figüran kesimde arada sırada görünen 30-35 yaşındaki abileri saymazsak, neredeyse ve olabildiğince lise ortamı.


Hikayenin akışı, temposu, hemen her karakterin arkasının desteklenmiş ve gelişimi gözlemlenebilir, tutarlı oluşu dizi için oldukça pozitif detaylar. Herkes 17 yaşından az çok bir şeyler yakalayabiliyor bu 5’lide. Fakat genel hatlarıyla dizi “Neden?” ve “Keşke!” kelimelerinden ibaret. “Neden” imkan söz konusuyken daha detaylı, daha ciddiye alarak çalışılmamış? Keşke klişe ve tüketimi garanti ögelerdense özgün ve kendi sosyokültürel gerçeklerini kabullenmiş, çağını yakalayabilen bir iş ortaya çıksaymış.