Berlin Alexanderplatz 2020 Film Afişi

Berlin Alexanderplatz 2020 Filmi Eleştirisi

İstanbul Film Festivali online seçkisinde yer alan Berlin Alexanderplatz filmi eleştirisi.



Burhan Qurbani’nin yönettiği ve Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülüne aday olan Berlin Alexanderplatz, 39. İstanbul Film Festivali’nin çevrimiçi gösteriminde yer alan 15 filmden biri olarak karşımıza çıkıyor.

 

1929 yılında Alfred Nöblin tarafından kaleme alınan Berlin Alexanderplatz ilk kez 1931 yılında yönetmen Phil Jutzi tarafından beyaz perdeye uyarlanmış olsa da bu eserle özdeşleşen yönetmen Rainer Werner Fassbinder oldu. Cannes ve Berlin gibi çeşitli festivallerden ödüller kazanmış olan Fassbinder, eserin senaryosunu da kendisi yazarak 1980 yılında bir mini dizi olarak televizyona uyarladı. Eserin televizyona uyarlanmış bir mini dizi olması sizi şaşırtmasın, zira yönetmenlik koltuğunda Fassbinder gibi sinema tarihinin önemli bir ismi otururken yapıtının bir dizi veya film olması fark etmiyor. Bu sebeple dizinin bir filmden altta kalır yanı yok. Hatta pek çok sinema filminden daha çok sinema filmine benzediği bile söylenebilir. Tüm bunları göz önünde bulundurursak, karşınızda Fassbinder gibi bir yönetmenin oldukça başarılı bir yapıtı varken eseri tekrar uyarlamak cesaret işi doğrusu. Bakalım yönetmenlik koltuğunda Burhan Qurbani’nin oturduğu bu uyarlama ne kadar başarılı olmuş.


Nöblin’in hikayesi Weimar Cumhuriyeti’nde geçiyor. I. Dünya Savaşı’nda alınan mağlubiyet, ülkeyi büyük bir buhrana sürüklemiş. Bu süreçte düşen refah seviyesi, faşizm düşüncesinin yaygınlaşmasına ve Weimar Cumhuriyeti’nin yıkılmasına sebep olmuş. Bu karanlık atmosfer içerisinde, alt sınıfa dahil kahramanımız Franz Biberkopf’un her seferinde mağlup olacağı fakat defalarca çabalayacağı iyi bir insan olma mücadelesi anlatılıyor. Qurbani’nin Franz Biberkopf’u, Gine-Bissaulu bir mülteci olan Francis(bir süre sonra Franz) olarak karşımıza çıkıyor. Yönetmen mülteci bir kahraman tercihiyle, günümüzün çarpıcı gerçeklerine de dikkat çekiyor. Bunun yanı sıra hikâyenin akışında da bazı farklılıklar mevcut. Bu farklılıklar filmi izlerken herhangi bir eksiklik yaratmıyor. Zaten süre sebebiyle de kaynağına sıkı sıkıya bağlı bir film çekmek mümkün değildir. Bu sebeple romanı okuyan kişilerin farklılıkları makul görmesi gerektiğini düşünüyorum.


Filmin süresi 3 saat 3 dakika. Fakat bu süre gözünüzü korkutmasın. Film sizi o kadar içine alıyor ki film esnasında zaman su gibi akıp geçiyor. Bu sebeple filmin süresine takılıp izlemeyi ertelemeyin. Aksi takdirde çok şey kaçırırsınız.


Sinematografik açıdan oldukça başarılı. Tercih edilen planlar ve ışıklandırmalarla filmin anlatım dili zenginleştirilmiş. Özellikle Franz’ın kendi benliği olan Francis’le yaşadığı çatışmaların, metaforik bir anlatımla aktarıldığı sahneler çok çarpıcı. Bunun yanı sıra pek çok sahnede yer alan neon ışıklarla da distopik bir ortam yaratılarak hem Franz’ın mücadelesi desteklenmiş hem de izleyenleri hayran bırakacak başarılı sahneler yaratılmış. Sinematografisi bile filmi izlemeniz için iyi bir neden.


Filmi izlemeniz için bir diğer nedense kesinlikle Albrecht Schuch’un göstermiş olduğu olağanüstü performans. Reinhold rahatsızlıkları olan ve en uygun tabirle ‘‘psikopat’’ olarak niteleyebileceğimiz bir karakter. Albrecht Schuch ise bu karaktere o kadar başarılı bir şekilde hayat vermiş ki zaman zaman performansının yetenekli bir oyuncu olmasından mı yoksa gerçekten psikopat olma ihtimalinden mi kaynaklandığını düşünüyor insan. Hollywood sinemasında canlandırdıkları karakterlerle özdeşleşen isimler vardır. Heath Ledger ve Joker gibi. Albert Schuch da Reinhold karakteriyle özdeşleşmek için her şeye sahip. Fakat filmin hitap ettiği ve ulaştığı kitlenin ufak olması, bu performansın hak ettiğini elde edememesine sebep oluyor. Bu sebeple kendisinin bu mükemmel performansının tadını çıkaran ufak kitleden biri olmak için de filmi izleyebilirsiniz.


Filmde ilgimi çeken bir diğer unsur da ses ve müzik kullanımı oldu. Her filmde olduğu gibi bu filmde de sesler ve müzikler gerek sahnenin duygusunu izleyiciye daha rahat aktarmak için gerekse içerisinde bulunulan mekân algısını yaratmak için kullanılmış. Görsel ve işitsel unsurlar o kadar iyi senkronize edilmiş ki, müzik seviyesinin yüksek veya alçak olması sizi hiç rahatsız etmiyor. Sanki özel olarak ayarlanmış gibi. Bu da filmde hoşunuza gidecek bir diğer ayrıntı. 


Kısacası Burhan Qurbani’nin son filmi Berlin Alexanderplatz, neredeyse yüzyıllık bir eserin modernize edilmesiyle beyaz perdeye uyarlanan, sinematografisi ve çarpıcı oyunculuklarıyla bu senenin görmeye değer filmlerinden biri. İlk fırsatta izlemeyi kaçırmayın.


Keyifli Seyirler.

Yorumlar

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış, ilk yorumlayan sen ol.