Bir Şans Daha Film Afişi

Bir Şans Daha Filmi Eleştirisi

2019 sayfasını kapatırken, sona yaklaştığımızın habercisi noel filmlerinin ilklerinden biriyle karşı karşıyayız. The Last Christmas...



Yönetmenliğini Paul Feig’in yaptığı film, Türkçeye “Bir Şans Daha” olarak çevriliyor. Orjinaline yakın olmayan bu isim, filmin asıl fikrini destekler nitelikte. Geçen Noel’den bu yılki Noel’e kadarki süreçte karakterin başından geçen talihsiz olayların nasıl bir “son şans” felsefesine vardığını özetliyor. 


Film, Londra’nın parıltılı sokaklarına açılıyor. Yılın en beklenen zamanı gelmiş, dev çam ağaçları rengarenk süslenmiş, etrafta kar kokusu var. The Last Christmas, hissedilmesi gereken atmosferi yaratma konusunda ilk sahnelerden itibaren oldukça başarılı. Ana karakterimiz ise Kate (Emilia Clarke); hayatı ciddiye almayan, bağlanmaktan korkan, yer yer düşüncesiz, umarsızca kendini arayan bir kadın. O kadar sakar ve aksi ki, gözümüze sokulurcasına görüyoruz: bu karakter evrilecek. Senaryo kurgusunun içine düştüğü ilk hata burada: Klişe bir karaktere klişe bir sonu ilk dakikadan yakıştırmak.


İkinci havada kalan şey ise; Kate’in bu değişiminde elinden tutacak, bu romantik aşk öyküsünün diğer bir başrolü Tom (Henry Golding). Tom; Kate’in tam tersi bir karakter. Resmedilen bu çatışma, aralarına doğru enerjiyi sağlıyor. İkilinin yan yana olduğu sahneler, izlenmesi keyifli sahneler oluyor. Kate; Tom’dan aldığı ilhamla işleri tek tek yoluna koyuyor; kendine yardım edilmesini dahi kabul etmeyen karakter, aşkından aldığı güçle “yardımlaşma” olgusunun değerine varıyor. Sonrası iyilik güzellik… Romantik bir aşk hikayesi, buz pateni yapılan randevular, keşfedilen Londra sokakları. Hatta hayalini eninde sonunda gerçekleştiren genç bir kadın. Pamuk şeker renginde bir film!


Bu toz pembe rengi sinemasal açıdan değerlendirirsek biraz tatsız; filmin doğal olmayan, iyimser bir dokusu var. Kimi zaman evsiz karakterlerin suratlarında, kostümlerinde gerçeği yanıltacak kadar. Tek tek bakıldığında dekorlar iyi, cast tercihleri iyi, müzikler iyi fakat sanki tüm bunlar başka bir evrende gerçekleşiyor gibi. Ama gerçekleşmesi mümkün kılınmayan bir evrende. Evet, çok güzel şeyler anlatıyor fakat bu toplumsal çıkarımları kabul edilmesi zor düzeyde bireysellik üzerinden yansıtıyor. Bu da senaryoda yer yer kopukluğa, mantık hatalarına sebep oluyor.


Neyse ki tam bir soru işaretleri yaratıyor hikaye, kar yağıveriyor da rahatlıyoruz. Game Of Thrones’tan sonra ikinci projesinde yer alan Emilia Clarke’ın da başarılı performansı, filmin oluşturduğu ışıltılı dünyaya çok yakışıyor. Kostümlerinde ne kadar kolaya kaçılmış olsa da, bayılıyoruz genel güzellik algısının dışına taşabilen muazzam kadınlara!


Jeneriğini aşırı sinir bozucu bulmuş olsam da tüm olumsuz tekniğine rağmen The Last Christmas; tam da dönemin ruhunu karşılar türden bir film olmuş. Sempatik karakterler, dans eden evsizler, her şeye rağmen gülümseyen birkaç surat ve gülümseten bir son! Geçtiğimiz senenin yeni seneyi aratmayacak bir yıl, “mutluluğun” hayatınızın klişesi olacağı bir 2020 diliyorum. İyi  seneler, iyi seyirler efenim!


Dilşad Demir