Boyalı Kuş Film Afişi

Boyalı Kuş Filmi Eleştirisi

The Painted Bird filmi festival macerasının ardından vizyon macerasına başlıyor.



Çekyalı aktör, yönetmen ve yapımcı olan Václav Marhoul’un, Jerzy Kosinski’nin tartışmalara yol açan romanından uyarladığı ve prömiyerini Venedik Film Festivali’nde yaptığı Nabarvené Ptáče(The Painted Bird) filmi 3 Nisan 2020'de ülkemizde vizyona giriyor. Yönetmen, pek de başarılı olmayan Mazaný Filip ve Tobruk filmlerinden sonra The Painted Bird filmiyle iyi bir eser ortaya koyuyor.


Herkes çocuk olur fakat herkes çocukluğunu yaşayamaz. 1933 yılında Yahudi bir ailenin oğlu olarak, Polonya’da dünyaya gelen başarılı yazar Jerzy Kosinski de çocukluğunu yaşayamayanlardan biri. Daha küçücükken kendini, yıllar sonra Alman yakın tarihine sürülen kara bir leke olarak anacağımız ‘‘Yahudi Soykırımı’’ içerisinde bulmuş. Bundan olacak ki 1965’te basılan The Painted Bird romanı pek çok zümre tarafından Holokost'u anlatan en iyi roman olarak nitelenmiş, bu da Kosinski’nin büyük bir üne kavuşmasını sağlamış. Fakat Kosinski’nin popülaritesi o kadar da uzun sürmemiş ve çocukluğundan izler taşıdığını söylediği (yaşanan olayların kendi başından geçtiği söylenir) romanın aslında tamamen kurgu olduğu, Kosinski’nin romandaki Josak karakterinin aksine ailesinden hiç ayrılmadığı ve kimlik değiştirip gizlendiği iddiası ortaya atılmış. Büyük bir tepkiye yol açan bu iddianın ardından, Kosinski’nin romanlarını İngilizce yazmadığı ve başkalarına İngilizceye çevirttiği, hatta romanlarını tuttuğu asistanlara yazdırdığı iddiası da ortaya atılınca, tüm saygınlığını kaybeden Kosinski, ‘‘Her zamankinden daha uzun bir süre uyuyacağım. Buna sonsuzluk deyin.’’ satırlarını yazdığı notu arkasında bırakarak, 3 Mayıs 1991 tarihinde evinin küvetinde intihar etmiş. Ölümünden sonra devam eden tartışmalarda, yakın çevresi Kosinski’nin yalancı bir kişi olduğunu belirtmekten çekinmemiş. Bu da Kosinski’yle karşıt düşüncelere sahip kişiler tarafından bir koz olarak kullanılmış. Eser ise kimi insanlar tarafından saygınlığını kaybetmiş, kimi insanlar tarafından ise hala ele aldığı dönemi en iyi anlatan eser olarak kabul görmüş. Kosinski çocukluğunda ne yaşadı, romanları için söylenenler doğru mu, gerçekten yalancı biri miydi? Bu soruların hiçbir zaman cevabını alamayacağız ve Kosinski’nin hayatı bizler için her zaman muallak kalacak.


Peki meşhur The Painted Bird neyi anlatıyor? İkinci Dünya Savaşı döneminde ailesi tarafından teyzesine bırakılan küçük bir Yahudi çocuğun, teyzesinin ölmesi sonrası evini arayışı ele alınıyor. Bu yolculuğunda köyden köye yolculuk eden küçük çocuk, başına gelenler sonrası artık çocukluğunu yitiriyor ve pek çok yetişkinden daha olgun bir bireye dönüşüyor. Yönetmenin 35mm sinemaskop çektiği siyah-beyaz film, cesur anlatımıyla izleyiciye savaşın siviller üzerindeki dehşet verici etkilerini aktarıyor. Václav Marhoul bu etkilere yaklaşımı ve etkileri göstermekten çekinmemesi, film boyunca izleyenlere zorlu anlar yaşatıyor. 


Kitabı okuyanlara soracak olsak, pek çok kişi eseri beğense de ‘‘Okurken iğrendim’’ ‘‘Dehşete kapıldım’’ ‘‘Acaba daha ne kadar kötü şeyler olacak’’ yorumlarını yapmaktan kaçınmayacaktır. Yönetmenin de bu kitleye insanı en az romanı kadar dehşete sokacak bir film çekmek kararı aldığını söylememin yanlış olmayacağını düşünüyorum. Karakterin film boyunca işkence görmesi, birçok kez tecavüze uğraması veya hayvan istismarı ve daha nice iğrençliklerin olması yetmezmiş gibi bir de yönetmenin bu olayları izleyicisinin gözüne sokma ısrarı açıkçası beni rahatsız etti. Salondakilerin de benzer fikirler içerisinde olduğunu tahmin ediyorum. Bu sebeple filmi izleyecek olanları uyarmak isterim ki film boyunca bu gibi unsurları görmekten çekineceğinizi düşünüyorsanız, şimdiden filme gitmekten vazgeçin. Aksi takdirde koltuklarınızda rahat oturamayacağınız, ara ara gözlerinizi perdeden kaçıracağınız ve suratınızın ekşiyeceği bir sinema deneyimi yaşama ihtimaliniz yüksek.


Filmin oyuncu kadrosunda Harvey Keitel, Stellan Skarsgård ve Barry Pepper gibi önemli ve kendilerine verilen en ufak rolle bile izleyenlerin sevgisini kazanan isimler yer alıyor. Bu gibi isimlerin aksine ilk kez bir sinema filminde yer alan Petr Kotlar ve Julia Valentova gibi isimler de kadroda mevcut. Bana soracak olursanız, deneyimsiz isimler de en az yukarıdaki isimler kadar iyi performans sergiliyorlar. Özellikle hikayedeki ana karakteri canlandıran Petr Kotlar’ın oyunculuğuna hayran kalacağınız düşünüyorum. Oyuncu kadrosunda isimlerini saymadığım fakat mükemmel performans sergileyen daha nice isim yer alıyor. Ayrıca filmde mümkün oldukça az diyaloğa yer verilmesi ve karakterlerin pek çok cümlesini, bakışları veya mimikleriyle söylemesi de oyunculukları ön plana çıkarınca, film izlerken ayrı bir zevk veriyor. Bunun da The Painted Bird filmini sinemada izlemek için güzel bir sebep olduğunu düşünüyorum.


Gelelim filmin süresine. Yaklaşık üç saat olan film, bu açıdan caydırıcı görünebilir. Fakat vaktin ağır akmasını beklerken aksine oldukça hızlı aktığını fark edip, şaşkınlığa uğrayabileceğinizi söyleyebilirim.  İnsanlarda oluşturulan ağır tempolu, vaktin hiç geçmediği nam-ı diğer ‘‘sanat filmi’’ algısının aksine oldukça akıcı, izleyicisini sıkmayan bir film. Sanırım bu da yönetmenin bir diğer başarısı.


En az romanı kadar okuyanları kendine hayran bırakacak gibi görünen The Painted Bird, etkileyici oyuncu performansları ve şahane görselleri ile güzel anlar yaşatırken, içerisinde barındırdığı sert olaylarla da bir hayli ürkütecek gibi görünüyor. İzledikten sonra bir süre üzerine düşüneceğiniz ve etkisinde kalacağınız bu filmi izlemenizi tavsiye ediyorum.


Keyifli seyirler.

Yorumlar

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış, ilk yorumlayan sen ol.