Disobedience Film Afişi

Disobedience Filmi Eleştirisi

17 Nisan 2018

New York’ta model fotoğrafçılığı yapmakta olan Ronit, geçmişte babasının büyük olayların ardından reddetmesinin ardından uzun yıllardır tek başına yaşamaktadır.

Öncelikle yönetmenlik ve oyunculuklarla başlayalım isterseniz. Filmin yönetmenliğini 2013’ün en sevilen ve bol ödüllü filmlerinden olan Gloria ile bu seneki oscar ödüllerinde en iyi yabancı film oscarını kazanan A Fantastic Woman (Muhteşem Kadın) gibi filmleri de yöneten Şilili yönetmen Sebastian Lelio yapıyor. Özellikle filme hakim olan lacivert – siyah renk paleti kesinlikle çok başarılı olmuş. Oyuncu yönetimi de çok başarılı. Yönetmen Lelio’nun oscarlı son filmi A Fantastic Woman’da kullandığı lgbt öğeleri bu filmde de son derece başarılı biçimde kullanılıyor. Ancak bu filmin farkı bir sürükleyicilik ve acaba ne olacak sorusunu seyirciye hep sordurması bence. Ve işte bu tam bir yönetmen başarısı kesinlikle. Oyunculuklara geldiğimizde ise 90’lar ve 2000’lerde yaptığı onlarca başarılı işle kendisini çoktan kanıtlayan İngiliz aktrist Rachel Weisz performansıyla parmak ısırtıyor. Ayrıca bu filmde kariyerinde ilk kez lezbiyen bir karakter canlandırmasına karşın hiç sırıtmıyor. Bir diğer baş karakter Esti’yi canlandıran başarılı aktrist Rachel McAdams’da çok başarılı bir performans veriyor. Son başrol oyuncumuz olan Alessandro Nivola’da oldukça başarılı. Kendisini kült aksiyon yönetmeni John Woo’nun 1997’de çektiği Face Off (Yüz Yüze) filmindeki Pollux Troy karakteriyle hatırlıyoruz.

 

Alessandro Nivola ve Rachel Weisz, filmin bir sahnesinde. Üstte bahsettiğim gibi lacivert – siyah bir sinematografiyi burada açıkça görüyoruz.

***Yazının buradan sonrası filmi izlemeyenler için spoiler içermektedir.

Filmi şu anda devam etmekte olan 37.İstanbul Film Festivali’nde izledim. Bir hafta önce analizini yazmış olduğum The Miseducation of Cameron Post filminde olduğu gibi burada da çok güçlü ve cesur bir din eleştirisi var.  Ronit’in babası tarafından reddedilmesinin nedeni lezbiyen olması. Geçmişte Esti’yle sevişirlerken Ronit’in papaz olan babası Rav’a yakalanıyorlar ve bu olaydan sonra Ronit ülkeyi terkederek Amerika’ya yerleşiyor. Ancak Ronit ve Esti birbirlerini asla unutmuyorlar ki sonradan öğreniyoruz aslında Ronit’e babasının ölüm haberini veren, Londra’ya dönmesini sağlayan kişi Esti. Ancak Esti, Ronit’in olmadığı dönemde en yakın arkadaşı olan kilise rahibi Dovid ile evlendirilmiş ve çok kapalı bir ilişki yaşıyorlar. Ve filmde Ronit haricindeki tüm karakterler Koşer inanışına mensup. Bu inanış yahudiliğin en bilinen inanışlarından biri. İnanışın en ünlü yasaklarından biri de et ve süt ürünlerinin aynı anda yenilmesi ve aynı kapta pişirilmesinin yasak olması. Filmde de böyle sahneleri çokça görüyoruz.

 

Bunun haricinde tüm insanlar aşırı muhafazakar ve koşer inanışına kökten bağlı insanlar. Filmin bir sahnesinde Ronit’in babası gömüldükten sonra toplu bir yemek organize ediliyor ve burada din Ronet tarafından cesurca eleştiriliyor. Ronit kasabaya ilk geldiğinde hem geçmişte yaşanan olaydan dolayı hem de ülke değiştirmesinden dolayı herkes tarafından kendisine cephe alınan ve soğuk davranılan bir karakter. Ancak bu toplu yemekte Ronet, buna artık daha fazla dayanamıyor:

Burada kalsaydım ne mi olurdu? Benim istemediğim ama babamın istediği bir erkekle evlendirilirdim, acilen bir çocuk doğururdum, sadece onun ve sizin isteklerinize uyan bir hayatı yaşardım. İşte bu lanet yeri bu yüzden terkettim.”

Burada kökten dinciliğe, mahalle dedikodusuna, dogmatikliğe ve daha birçok bağnaz inanışa eleştiri yapılıyor. Film boyunca Ronet ve Esti birbirlerinin olmak istiyorlar ve özgürlük istiyorlar. Şimdi gelelim filmin sonuna. Ronet ile Esti, finale doğru bir otel odasında saatlerce sevişiyorlar ve burada artık biz seyirci olarak her şeyi geride bırakıp birlikte New York’a gideceklerini düşünüyoruz. Otelden çıktıktan sonra Esti’nin hamile olduğunu öğreniyoruz. Ki buna rağmen Ronet Esti’yi New York’a davet ediyor. Esti’nin kocası Dovid’de olanların ışığında artık bağnazlığından olabildiğince arınıyor ve kendisine teklif ederek baş papazlık görevini reddediyor. Toplu bir ayinde konuşmasında cesurca Rav’ın kızı Ronet’in de burada olduğunu ve ona saygı gösterilmesini belirtiyor, karısı Esti’yi de serbest bırakıyor. Ancak burada bizim tahmin ettiğimiz olmuyor ve Esti özgür kalmasına rağmen Londra’da kalıyor, takside Ronet’le son kez öpüşürken Ronet Esti’ye iyi bir anne olacağından emin olacağını söylüyor ve film bitiyor. Aslında film genel hatlarda oldukça başarılı. Din, mahalle baskısı, bağnazlık, dogmatiklik üzerine oldukça cesur eleştiriler yapıyor, oyunculuklar çok iyi, cesur sahneler mevcut. Ancak sanırım finalde az da olsa bir zayıflık var. Ama yine de festival de izlediğim en iyi filmler arasına rahatlıkla koyabilirim Disebedience’yi. İyi seyirler.