Elektrik Savaşları Film Afişi

Elektrik Savaşları Filmi Eleştirisi



Aydınlanma Çağı tarih kitaplarında 18. Yy'ın sonlarını ve Fransız Devriminin ardından gelen modernleşme çağını göstermekte. Ancak aslında insanlık için gerçek aydınlanma elektriğin yaygın kullanımıyla sağlanmıştır. Geceyi neredeyse gün haline getiren, hayatı daha yaşanır ve dinamik kılan bu çabanın ardındaki kişi ise Thomas Alva Edison olarak geçmiştir aynı kitaplara. Oysa bu işin arkasında Edison’dan başka pek çok dehanın yer aldığını bilmekteyiz. 
 
Film 1880 yılında başlıyor ve 90’lara kadar sürüyor.  Sanayi Devrimi’nin en gizli ve mucitlerin en aktif olduğu dönemdeyiz. Thomas Alva Edison, George Westinghouse ve Nikola Tesla elektriğin buluşundaki katkıları ile birer adım öne çıkıyorlar. Aralarındaki rekabet bir savaşa dönüşüyor.  1893 Chicago Dünya Fuarı yaşananların sonu oluyor. Hepsi bilim tarihine isimlerini yazdırıyor. 
 
Loşluk... Karanlık... Sokaklar, evler, dükkanlar her yer ve her şey gaz lambası veya mumla aydınlanıyor. Uzun bir yolculuk ile başlıyoruz filme. Önce trendeyiz sonra karanlıklar içerisinde adımlarımızı atıyoruz. Gaz lambaları ellerimizde ama karanlığına boyun eğdiğimiz ortada. Karanlık içinde kayboluyoruz  ve birden gerçek ve görkemli bir biçimde aydınlanma yaşıyoruz. Evet baylar ve de bayanlar elektrik, ampul artık hayatımıza giriyor. Gecemiz gündüz gibi aydınlanıyor. 


 
Biraz karakterimizi bilmemiz gerek. Bir tarafta ampulü icat eden ve büyük sükse yaratan Thomas Edison, öbür tarafta trenlerin fren sistemini geliştirdikten sonra kazandığı maddi gelirini elektrik alanında yatırıma harcayan George Westinghouse. Film bu ikilinin tüm yaşamına odaklanmaktan ziyade aralarındaki rekabetin ve kıskançlığın zirve yaptığı dönemi anlatıyor. 
 
Filmde yer alan asıl dert hangisinin daha iyi bir mucit olduğu değil. Ampul ve alternatif akım var elimizde, bunların nasıl doğduğu değil de nasıl sürdürülebilir olduğu bizim derdimiz. Elektriğin hayatlarımızda sürdürülebilir bir biçimde yer alabilmesi için pek çok etken var, bunlara değiniyor film ve bunu yaparken aslında iki baş kahramanımızın birbirlerinden ne kadar farklı olduğunu gözler önüne seriyor. Edison dışarıdan fikir almaya kapalı, kibirli, kapalı kutu biriyken Westinghouse ise daha çok ortak çalışmaya açık, mantıksal yaklaşan ve öngörüsü daha yüksek bir bilim adamı olarak betimleniyor. 
 
Filme sürekli hakim olan karanlık ve kapalı hava giderek karakterlerinize de yansıyor. Edison’u başlarda eşi ve çocukları ile izliyoruz. Evet; buluşlarına takıntılı bir adam ama sevgi dolu olduğu aşikâr. Hem elektrik savaşlarının başlaması hem de eşinin rahatsızlığı ve ölümü ile iyice kapanıyor içine.  Eşinin sesini fonografa kaydedip sürekli dinleyen adam, en büyük rakibi hakkında bile gazetecilere kötü şeyler söylemeyen adamın gözleri dönüyor. Ve Westinghouse’un buluşu hakkında eleştiride bulunmaya başlıyor. Buluşunun kötü olduğu anlatabilmek için basının önünde bir at üzerinde deneyler yapıyor. Hatta daha ileriye gidip bir suçlunun idamının elektrikli sandalye ile yapılması fikrine “adının gizli kalması" şartıyla ortak oluyor. 
 
Westinghouse ise olayların başında tüm olanlara kulağını tıkayan saygılı bir bilim insani olarak karşımıza çıkıyor.  Eşi ve yakın dostu ile birlikte çalışan. Sağlam adımlar atan birisi. Üzerine atılan suçlamaları seviyeli bir şekilde savuşturuyor. Ta ki arkadaşının ölümüne kadar. O andan sonra bel altından vurmaya başlıyor. Ama yine de vicdanının bunları yaparken rahat olmadığını karısı ile konuşurken anlıyoruz. 
Aslında bir yandan bakınca filmin baş kahramanı kim, zaman zaman cevap veremiyoruz. Edison ve Westinghouse odaklı bir hikayemiz olsa da tüm dengeleri alt üst eden ve bence biraz geri planda kalan genç bilim insani Tesla’mız var. Deneyimsiz biri iken yanında çalıştığı Edison tarafından gönderiliyor, dahiyane fikirleri ve daha da güçlenmiş bir biçimde en büyük rakibinin safına geçiyor ve Westinghouse’ın buluşundaki eksik parçaları dolduruyor. 


 
Filmi ilk duyduğumda Tesla ve Edison arasında geçen bir savaş olacak diye düşünmüştüm. Tesla'ya az yer verilmesi üzücü oldu. Gerçek hayatta da Edison ‘’ününden” dolayı öndeyken filmde de böyle yapmak... Onlarca buluşa imza atmış olan Tesla yoksulluk içinde bir otel odasında kimsesiz ölüyor. Ve biz hala onu kimsesiz bırakıyoruz.
 
Film boyunca elektriğin yaygınlaşmasının yanı sıra başka buluşlara da şahit oluyoruz. Acı verici bir uygulama olan elektrikli sandalye, sesin kaydedilmesi ve fonograf, görüntünün kaydı ve 1895’de sinemanın yolunu açacak olan uzun sürecin son adımları.
Filmin bir sorunu ise uzun süren bilimsel tartışmalar. Bunlar filmin temposunda düşüklük yaratıyor. Direct Current ve Alternating Current arasında süren ve bitmeyen rekabet, terimlere ve konuya hakim olmayanlar için can sıkıcı dakikalar haline geliyor. O zamanlarda teknoloji belgeseli izler gibi oluyoruz. 
 
Benedict Cumberbatch; Edison rolünde, Michael Shannon; Westinghouse rolünde harika işler çıkartıyorlar. Hem karakterlerindeki tezatlıkları hem de ortak hırsları ve merakları olduğunu izleyiciye hissettiriyorlar. Nicholas Hoult; Nikola Tesla’da ve Tom Holland; Samuel Insull'da çok başarılılar. Kadın karakterler geri planda kalmış olsalar da hikayeye ve eşlerine etkileri çok büyük, seyircilerin aklında kalacak derecede etkili oyunculuklar sergiliyorlar. 
 
İrem Zeynep Karakaya