İstanbul Film Festivali Her Güne 1 Öneri - Cinedb

Başlamasına günler kalan 38. İstanbul Film Festivali’nin her günü için sizlere bir adet film öneriyoruz. 5-16 Nisan tarihleri arasında sürecek olan festivalde başta Kubrick filmleri olmak üzere birçok önerimiz var.

5 Nisan - Peterloo

5 Nisan - Peterloo loading
Mike Leigh’in Venedik’te Altın Aslan ödülü için yarışan yeni filmi tarihin karanlık sayfalarından birini aralıyor ve 1819 yılında Manchester’da gerçekleşen Peterloo Katliamı’na doğru giden süreci işliyor. Waterloo Muharebesi ile başlayan film, Napolyon Savaşları sonrasında açlık ve işsizlik hüküm sürerken oy verme hakkının sadece mülk sahipleri değil tüm vatandaşlara tanınması tartışmalarını izliyor. Leigh, filmin ilk yarısı boyunca bu tartışmaları diyaloga ağırlık vererek ele alıyor. Filmin final bölümündeyse, St. Peter’s Meydanı’ndaki protesto gösterilerinde halkın askerlerle nasıl karşı karşıya geldiğini çarpıcı bir gerçekçilikle perdeye taşıyor.

6 Nisan - Eyes Wide Shut

6 Nisan - Eyes Wide Shut loading
O zamanlar birlikte olan Tom Cruise–Nicole Kidman çiftinin başrolleri üstlendiği, ünlü yönetmen Sydney Pollack’ın önemli rollerden birinde karşımıza çıktığı ve Leelee Sobieski’nin önemli bir çıkış gerçekleştirdiği Gözleri Tamamen Kapalı, büyük ustanın on iki yıl aradan sonra sinemaya dönüşünün meyvesiydi. Ancak ne yazık ki, gösterime girdiğini göremedi. Klasik yılbaşı filminin “karanlık ikizi” olarak tarif edilebilecek ve inancın yerini kuşkuya, aydınlanmanın yerini hayatın pusuna, evin sıcak emniyetinin yerini dört bir koldan sarmalayan organize bir karaltıya bıraktığı bu film, insanın içine işleyen buz gibi atmosferiyle Kubrick’in sinemadaki tekinsiz büyük düzenek–küçük insan anlatılarının son perdesini oluşturuyor.

7 Nisan - Destroyer

7 Nisan - Destroyer loading
Jennifer’s Body ve Aeon Flux ile tanıdığımız, Karyn Kusama’nın son filmi, başrolünü Nicole Kidman’ın üstlendiği bir polisiye. Kidman’ın canlandırdığı Los Angeles’lı polis Erin, yıllar önce sızdığı bir çetenin lideri yeniden ortaya çıkınca bu eski vakaya dönmek zorunda kalır. Bu suç örgütünü baştan ele alırken Erin’in bir yandan da kendi geçmişini deşmesi gerekecektir. Kara film yapısını yıkarak kadın bakış açısından yeniden kuran Destroyer, kısıtlı bütçesine rağmen öncelikle başrolde harikalar yaratan Kidman ve sürprizli ilerleyen senaryosu sayesinde türünün en iyi ve en farklı örneklerinden biri kabul ediliyor.

8 Nisan - Full Metal Jacket

8 Nisan - Full Metal Jacket loading
Gustav Hasford’un romanından uyarlanan bu savaş filmi, askere alınan gençlerin önce bireylik ve kişilik öğütücü eğitimini, sonra da gönderildikleri Vietnam’da yaşadıklarını anlatıyor. Neredeyse istisnasız her Kubrick filminde olduğu üzere bizi karşılayan birinci sınıf oyunculuk performansları arasında özellikle de Vincent D’Onofrio ve R. Lee Ermey artık türün klasikleri arasına girmiş karakterlerinde müthiş iş çıkarıyorlar. Çoğu savaş karşıtı film öldürme eylemine odaklanır; Kubrick’in son savaş filmiyse söz konusu eylemi emir üzerine gerçekleştirebilecek kıvama getirilmenin doğasındaki insan dışılığı ele almasıyla ayrışan, sersemletici bir yolculuk.

9 Nisan - Barry Lyndon

9 Nisan - Barry Lyndon loading
Kubrick Napoleon projesi gerçekleşmeyince Thackeray’in 1844 tarihli The Luck of Barry Lyndon romanını uyarlamaya karar verdi. Hikâyeye adını veren kahramanın İrlanda taşrasından ana kıtadaki Yedi Yıl Savaşı’nda askerliğe, oradan gezgin kumarbazlığa, oradan da dul bir kontesin kocası makamına sürüklendiği bu sınıf atlama macerası, mizahi bir dile sahip klasik pikaresk romana keskin bir tezat oluşturan o mesafeli, soğuk ve telaşsız Kubrick üslubuyla yoğrulup bambaşka bir havaya bürünüyor. Tam da bu yüzden gösterime girdiğinde filmin kendisine de biraz “mesafeli” yaklaşılmıştı ama bugün artık Barry Lyndon mum ışığını perdeye taşıyan o tablo güzelliğindeki planlarıyla ustanın en büyük yapıtlarından sayılıyor.

10 Nisan - Son Çıkış

10 Nisan - Son Çıkış loading
Tahsin, İstanbul’u betondan bir ormana çeviren inşaat firmalarından birinde, hayatından bezmiş bir şekilde mimarlık yapmaktadır. Bir gece, Türkiye’nin güneyinde organik tarım yapan egzotik Siren’le tanışır ve çok etkilenerek peşinden güneye gitmeye karar verir. Bavulunu hazırlar, işinden öfkeyle istifa eder ve havalimanına doğru yola çıkar. Ancak, üst üste gelen aksiliklerle kendini bir anda sancılı bir kentsel dönüşümden geçen bir semtte, meteliksiz ve telefonsuz bulur. Üstelik burası, Tahsin’in düne kadar parçası olduğu inşaat projesinin yapıldığı bölgedir.

11 Nisan - 2001: Bir Uzay Macerası

11 Nisan - 2001: Bir Uzay Macerası loading
Adım attığı türlerde yeni pencereler açmayı tekrar tekrar başarmış olan Kubrick, 2001 için dönemin en prestijli “bilimsel bilimkurgu” yazarlarından Arthur C. Clarke ile çalışarak daha önce yapılmamış tarzda bir bilimkurgu abidesi ortaya çıkardı: 2001 bilimin, teknolojinin insan için anlamı, insanın ürettikleriyle (mesela HAL karakterinde, bilgisayarlar) ilişkisi üzerine devasa bir senfoni. İnsanın ta teknoloji öncesi atalarından başlayarak, gizemli bir kara taşın tetiklemeleriyle dönüm noktasından dönüm noktasına sürüklenişini, yani bir anlamda evrendeki yolculuğunu anlatan film, Kubrick’in edebiyattan ziyade müziğe benzemesi gerektiğini söylediği sinemanın sunup sunabileceği en pür, zarif, görkemli ve kafa kurcalayıcı görsel-işitsel deneyimlerinden birini oluşturuyor.

12 Nisan - Otomatik Portakal

12 Nisan - Otomatik Portakal loading
Kubrick’in bu ikinci bilimkurgusu hem 2001’e oranla küçük bir yapım hem de insanın kozmosla değil kendiyle ilişkisini ele alan, fizik değil sosyal bilimler tabanlı bir hikâye anlatıyor. Anthony Burgess’ın romanından uyarlanan film, çetelerin keyfince sağa sola saldırdıktan sonra envai çeşit uyuşturucuyla desteklenmiş sütle yorgunluk attığı anarşik bir gelecekte geçiyor. Şiddete yönelik büyük bir iştaha sahip ve pişmanlık duygusundan nasibini almamış görünen Alex rolünde Malcolm McDowell’ın müthiş performansı aynı zamanda devletin insanları yeniden programlama için kullandığı kan dondurucu şartlandırma yöntemiyle ve beyaz yüzeylerin içinde patlayan canlı renklerle bezeli pop art ağırlıklı tasarımıyla da unutulmaz.

13 Nisan - Kız Kardeşler

13 Nisan - Kız Kardeşler loading
Farklı yaşlardaki üç kız kardeş, Reyhan, Nurhan ve Havva, küçük yaşta kasabaya besleme olarak gönderilmiştir. Ne var ki, yanlarına verildikleri ailelerde tutunamazlar ve birbiri ardına baba ocağına geri gönderilirler. Dağ köyündeki evlerinde, birbirlerinden güç alarak ayakta kalmaya çalışan üç kız kardeş, bir yandan da tekrar kasabaya gidebilmek için gizli bir rekabet içine girerler.

14 Nisan - Nebula

14 Nisan - Nebula loading
Hay, yedi yaşındayken açık arazide ölü bir at bulur. Büyüleyici keşfi başında yaptığı gözlemler, yetişkinlerin gözünde bir at leşine dönüşen bu sorundan kurtulmak için verilen çaba onu yetişkinliğinde bile etkileyecek bir anıya, uyanışa dönüşür. Yirmilerine geldiğinde kurban bayramında, koyunun boğazını keserken yanlışlıkla kendi bacağını keser. Bu olay, bir şekilde geçmişinde yaşadığı çocukluk anısının yeniden ortaya çıkmasını sağlar. Koyun ve kendisi arasındaki bağın farkına varmasıyla birlikte, Hay, kendisi ve köyün etrafında gerçekleşen olaylar arasında bir ilişki olduğunu gözlemlemeye başlar. Böylece, adım adım, madde ile canlının uyumuna, ruhun doğadaki yerine tanık olduğu kaçınılmaz bir yolculuğa çıkar.

15 Nisan - Aden

15 Nisan - Aden loading
Biri kadın, biri erkek iki yolcu, geride bıraktıkları savaş ve kıtlığın yorgunluğuyla ve uzun, zor bir yolculuğun sonunda cennetlerini ararken, büyük bir sır saklayan, suç ortağı iki kardeşin dünyasında bulurlar kendilerini. “Aden, savaş mağduru bir çiftin, bilmedikleri bir coğrafyada, tanımadıkları iki kardeşin evlerine sığınma ve onların iktidar kavgasının ortasında hayatta kalmaya çalışmalarının hikâyesi olmasının çok ötesinde, insanlık tarihi boyunca kırılamayan bir kısır döngünün filmi aynı zamanda. Yerleşme, medenileşme, iktidara sahip olma, savaş ve yıkım…”

16 Nisan - The Shining

16 Nisan - The Shining loading
Bir erkeğin yazar tıkanıklığının aile boyu dehşete dönüşmesinin hikâyesi, uyarlandığı romanın yazarı Stephen King tarafından sevilmese de korku sinemasının en büyük klasikleri arasında. Alkol sorununu geride bırakmaya çalışan Jack Torrence’ın kışı geçirmek ve romanını yazmak için ailesiyle ıssız ve son derece fotojenik Overlook Oteli’ne yerleşmesiyle başlayan kâbus, yazarın bir türlü kâğıda dökülemeyen bilinçaltının mı yoksa hakikaten kötücül bir mekânın mı eseri olduğunu uzun süre bilmediğimiz, birbirinden ürkütücü sahnelere gebe. Kubrick o sıralar yeni icat edilen Steadicam’i gönlünce kullanabilmek üzere tasarlattığı iç mekânlarda insanın iliklerine işleyen bir ürperticilik yakalıyor, üstelik Jack Nicholson’dan da unutulmaz çılgınlıkta bir başrol performansı alıyor.

İlginizi Çekebilecek Listeler

Kullanıcı Yorumları

Henüz yorum yapılmamıştır.