Finalleri İle Aynı Hissi Yaşatan İki Farklı Ülkeden İki Film: JAGTEN – DOUBT

DOUBT ( ŞÜPHE ) : 2008

Doubt, yönetmenliğini John Patrick Shanley’in yaptığı 2008 yapımı drama gizem filmidir. Bu film Shanley’nin ikinci uzun metrajlı filmi olup en ses getiren filmi olmuştur. Vizyona girdiği yıl oscarlarda 5 dalda aday olarak adından oldukça söz ettiren filmin senaryosu da Shanley’e aittir. Filmin başrollerinde ise toplamda 21 oscar adaylığı olan, bunlardan 17’si En İyi Kadın dalında ve 3 dalda da En İyi Kadın Oyuncu dalında oscar ödülü bulunan efsanevi aktrist Meryl Streep, 2014 yılında eroin sebebiyle hayatını kaybederek tüm hayranlarını ve sinema dünyasını şoka uğratan, kariyerinde 1997 yapımı Paul Thomas Anderson şaheseri Boogie Nights ( Ateşli Geceler ), Spike Lee başyapıtı 25th Hour ( 25.Saat ), 2005 yapımı olan biyografik drama filmi Capote, 2012 yapımı yine bir Paul Thomas Anderson filmi olan The Master ( Usta ) gibi filmler bulunan oscar ödüllü unutulmaz oyuncu Philip Seymour Hoffman, özellikle 2010’lu yılların en güçlü kadın oyuncularından biri olarak görülen, 2010 yapımı The Fighter ( Dövüşçü ), 2012 yapımı The Master ( Usta ), 2013 yapımı Man Of Steel ( Çelik Adam ), yine aynı yıl adından çok söz ettiren, 10 dalda adaylık sayısıyla oscar adaylık şampiyonu olan David O. Russell şaheseri American Hustle ( Düzenbaz ) ve son olarak ünlü Kanadalı yönetmen Denis Villeneuve’nin Arrival ( Geliş ) adlı filminde rol alan İtalyan aktirst Amy Adams yer alır.

Film, bir katolik okulunda çok sevilen baş rahip Peder Brendan Flynn’in okula yeni gelen öğrenci James’le çok yakından ilgilenmesinin okulun otokratik baş rahibesi Aloysius Beauvier’ın dikkatini çekmesiyle ve çok geçmeden ikisinin arasında bir ilişki olduğunun konuşulmaya başlanmasıyla Brendan ile arasında başlayan iktidar mücadelesini ve içinde oluşan şüphe ile olan mücadelesini anlatır.

Buradan sonrası filmi izlemeyenler için spoiler içermektedir.

Doubt’un en önemli özelliği kesinlikle seyirciye finalinde kesin bir cevap verememesidir aynı inceleyeceğimiz diğer film Jagten’de olduğu gibi. Taciz dedikoduları çıktığından itibaren okulda Peder Brendan’ın bu denli sevilmesini hep kıskanan sert ve disiplinli rahibe Aloysius, bu dedikoduları okuldaki kendi yükselişi için bir avantaj olarak görür ve sorgusuz sualsiz öğrencinin yanında durmaya başlar. Paragrafın başında bahsettiğim “ seyirciye kesin cevap vermeyen final “ iddiamın da kanıtı olarak şunları söylemek istiyorum.

Bir sahnede Peder Brendan, filmin sonunda okuldan sürülürken son olarak taciz iddiasını ortaya atan öğrenci James’in elini tutuyor ve James’de onun elini sıkarak karşılık veriyor, ardından da o giderken arkasından bakarken gözleri doluyor. Burada seyirci şöyle diyor, tacize uğrayan bir insan tacizcisini neden elini sıkarak gözleri yaşlı şekilde uğurlasın? Ama yine de filmde aralıksız hüküm süren tekinsiz ve kasvetli hava seyirciyi çok iyi etkiliyor, ben de dahil filmde böyle bir sahne olmasına rağmen ‘acaba’ diyebiliyoruz.

Filmin değindiyi bir diğer önemli kavram ise bizim ülkemizde ‘mahalle dedikodusu’ olarak bilinen cahilliğin, küçük bir yapının içinde insanlara nasıl zararlar verdiği. Pederin çok seviliyorken çoğu kişi tarafından nefret edilen biri haline gelmesi, okuldan sürgün edilmesi gibi olaylar hep bu mite bir gönderme olarak algılanabilir.

 JAGTEN ( ONUR SAVAŞI ) : 2012

Jagten, yönetmenliğini adını dünyaya ünlü yönetmen Lars Von Trier ile birlikte kurucusu olduğu Dogma 95 sinema akımı ile duyuran Danimarkalı yönetmen Thomas Vinterberg’in yaptığı drama gizem filmidir. Jagten, vizyona girdiğinde oldukça ses getiren, en iyi yabancı film dalında oscar adaylığı kazanan ve başrol oyuncusu İsveçli Mads Mikkelsen’e en iyi erkek oyuncu dalında Cannes kazandıran bir filmdir. Başrollerde ana akım sinema seyircisi tarafından 2006 tarihli James Bond filmi Casino Royale ile tanınan, ancak Avrupa sinemasında oldukça büyük bir popülariteye sahip olan, yakın zamana kadar da çok sevilen televziyon dizisi Hannibal’da Hannibal Lecter’a hayat veren İsveçli aktör Mads Mikkelsen, Dogma 95 akımının en iyi filmlerinden biri olarak görülen 1998 yapımı Thomas Vinterberg imzalı Festen ( Şölen )’deki başarılı performansıyla hatırlayacağımız Danimarkalı oyuncu Thomas Bo Larsen ve çocuk oyuncu Annika Wedderkopp yer alır. Film Annika Wedderkopp’un ilk sinema filmidir.

Film, çok sevilen anaokulu öğretmeni Lucas’ın kendisine hayranlık duyan küçük öğrenci Klara tarafından taciz edildiği iddiaları ortaya atılınca, iş, aile ve arkadaşları tarafından dışlanmasını, hayatının cehenneme dönüşmesini ve bununla mücadeleye girişmesini anlatır.

Buradan sonrası filmi izlemeyenler için spoiler içermektedir.

Doubt ile birlikte Jagten’i seçmemin nedeni bu iki filmin birbirlerine çok büyük benzerliklerinin olmasıydı. Doubt’ta Peder Brendan’ın durumuna düşen karakter bu filmde sevilen anaokulu öğretmeni Lucas. Lucas, bir sahnede öğrencileriyle okulda yastık savaşı yapmaktadır. Sonra yorulunca ölü taklidi yapar ve bunu gören küçük Clara Lucas’ı dudağından öper, Lucas’ta rahatsız olmuş bir ifadeyle “ hadi bakalım oyun bitti artık “ anlamında bir cümle söyleyerek oyunu bitirir. Sonra Clara’yı yanına çağırır ve ona bir hediye vererek bunu erkek öğrencilerden birine vermesini ve kendisinin almış olduğunu söylemesini ister. Bunu duyan Clara bu sahneden sonra Lucas’tan tamamiyle soğur ve dedikoduyu da bu konuşmanın olduğu günün akşamında müdüre söyler.

Jagten’de de aynı Doubt’ta olduğu gibi baş karakterimiz üzerine atılan iftira yüzünden çevresi tarafından düşman ilan edilecektir. Ancak Jagten’de bir de baş karakterin ailesi vardır Doubt’tan farklı olarak. Lucas ilk eşinden boşanmıştır ve düzenli olarak oğlunu görmektedir. Bu olay tam oğluyla birlikte kalırken gerçekleştiğinde oğlu babasına cephe almayarak onun yanında yer alıyor. Lucas, oğlu dışında çevresindeki neredeyse herkesi kaybediyor. Üstelik tacize uğradığını iddia eden Clara’nın babası Theo, Lucas’ın en yakın arkadaşı.

Filmin Doubt ile en çok benzeyen yanı ise benim bu iki filmi seçme sebebim olan finallerinde seyircide bıraktığı acaba mı şüphesi. Ve filmin finaline doğru Clara uyumak üzereyken babası Theo yanına geliyor ve ona Lucas’ın hiçbir şey yapmadığını, bunları kendisinin söylediğini ve böyle olmasını istemediğini söylüyor. Buradan sonra da Lucas affediliyor ve Theo’nun da olduğu bir arkadaş grubuyla birlikte ormanda ava çıkıyorlar. Finalde ise Lucas’ın yanında durduğu ağaca bir el ateş ediliyor ve Lucas korkuyla yere kapaklanıyor. Ateş eden kişi kaçarak uzaklaşıyor. Bu sahnede de Doubt’taki aynı tekinsiz ve kasvetli atmosfer var. Sonrasında kamera son bir kez Lucas’ın yüzünü bize gösteriyor ve film bitiyor. Ve biz seyirciler de şunu düşünmeden edemiyoruz :

Ya ateş eden kişi bu iftiranın gerçek olduğuna şahitlik yapmış veya olduğundan emin olan biriyse? Ya her şey doğruysa?