Gezici Festival 25 Yaşında!

Gezici Festival 25 Yaşında!

Gezici Festival, 25. Senesinde izleyicisine unutulmayacak bir film seçkisiyle buluşturmak üzere çok yakında yola çıkıyor. 29 Kasım-5 Aralık tarihlerinde Ankara’da, 6-8 Aralık’ta Sinop’ta ve 9-12 Aralık’ta Kastamonu’da perdelerini açacak Festival, modern sinemanın ilham verici örneklerini ve sinema sanatının klasiklerini beyaz perdede izleme fırsatı sunacak.


Sinema izleyicisi için uzağı yakın etmek, sinemanın seçkin örneklerini Türkiye’ nin farklı şehirlerindeki seyircilerle buluşturmak, kültür hayatımızı zenginleştiren karşılaşmalara vesile olmak için senelerdir aynı heyecanla yollara düşen Gezici Festival 25. yılını kutluyor.


Önümüzdeki haftalarda, sırasıyla Ankara, Sinop ve Kastamonu’daki sinemaseverlerle buluşmak üzere bir kez daha yola çıkacak Festival’in bu yılki programında Dünya Sineması, Kısa İyidir, Çocuklar İçin, Türkiye Sineması, Sessiz Sinema gibi klasikleşen bölümlerin yanı sıra 25. yıl için özel olarak programlanan, yeni, tematik film seçkileri de yer alıyor. 25. yılında Gezici Festival’in afişi, 1995’ten beri benzersiz tasarımlarıyla Festival’e desteğini sürdüren usta çizer Behiç Ak’tan.


Yeni Filmlerle Dünya Sineması


25. Gezici Festival’in Dünya Sineması bölümünde her yıl olduğu gibi önemli festivallerde gösterilen, ödüller kazanan ve gündem oluşturan en yeni filmlerden oluşturulan bir seçki seyirciyle buluşacak. İşte bu bölümde gösterilecek filmler:


Slovak yönetmen Marko Škop’un Slovakya’nın Oscar adayı olan ikinci uzun metrajlı filmi Nech je svetlo / (Işık, Daha Fazla Işık), aşırı sağın giderek yükseldiği ve yaşamın her alanında nefret kültürünün hâkim olduğu günümüz Avrupası’na bir aile hikâyesi üzerinden bakıyor. Karlovy Vary Film Festivali’nde Ekümenik Jüri Özel Ödülü ve En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini kazanan film, bu yılın en dikkate değer yapımlarından.


Cannes Film Festivali’nin Eleştirmenlerin Haftası bölümünde en iyi ilk filme verilen Altın Kamera ödülünü kazanan ve daha sonra pek çok festivalde dikkat çeken Nuestras madre (Annelerimiz), on yıldan fazladır Fransa’da belgesel alanında çalışan Guatemalalı sinemacı César Díaz’ın ilk kurmaca filmi. Díaz bu filmde kendi ülkesi Guatemala’nın tarihindeki karanlık bir dönemi ele alıyor.



Madame Satã, Gümüş Uçurum, Futuro Beach gibi filmleriyle tanıdığımız Karim Aïnouz’un, Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünde ödül alan ve önümüzdeki yıl Oscar yarışında Brezilya’yı temsil edecek olan yeni filmi A Vida Invisível  (Görünmez Yaşam), 1950’lerde, Rio de Janeiro’da baskılar ve ön yargıyla mücadele etmek zorunda kalan iki güçlü kadının hikâyesini anlatıyor.

 

Romanyalı sinemacı Anca Damian’ın yeni filmi L'extraordinaire voyage de Marona (Bir Köpeğin Fantastik Hikâyesi), yaratıcı görselliği, dokunaklı hikayesi ve ustaca anlatımıyla yılın en dikkat çekici canlandırmalarından biri.


Belgesel sinemacı Eliza Capai’nin bu yıl Berlin Film Festivali’nde Uluslararası Af Örgütü Ödülü’nü kazanan filmi Espero tua (re)volta ( Sıra Sende), geleceğine sahip çıkmak isteyen üç genç aktivistin iç içe geçen hikâyeleri üzerinden son yıllarda Brezilya toplumunu etkisinde alan toplumsal hareketin izini sürüyor.


Kısa filmleriyle tanınan Josephine Mackerras’ın South By Southwest Film Festivali’nde ödül kazanan ilk uzun metraji Alice, korunaklı hayatı birdenbire altüst olan bir annenin sıra dışı yaşam mücadelesini konu alıyor.



TV dizileriyle tanınan ünlü İngiliz oyuncu Billie Piper’ın dünya galasını Venedik Film Festivali’nde yapan ilk yönetmenlik denemesi, Rare Beasts (Ayrık Otları), romantik komedi klişelerini tersine çeviren son derece özgün bir kara komedi.



Brezilyalı yönetmen Sandra Kogut’un, ilk gösterimi Toronto Film Festivali’nde yapılan ve geçtiğimiz günlerde Antalya’da başrol oyuncusuyla Altın Portakal kazanan filmi Três Verões (Üç Yaz), son dönemde Brezilya’da yaşanan mali yolsuzlukları zengin bir ailenin evinde çalışan bir kadının gözünden anlatıyor.


Berlin Film Festivali’nin Generation 14+ bölümünde en iyi film seçilen ve geçtiğimiz yıl birçok festivalde ödüller kazanan Beol-sae (Sinek Kuşu), kısa filmleriyle tanınan Güney Koreli sinemacı Bora Kim’in ilk uzun metrajı. Eleştirmenlerin övgülerle karşıladığı film, sevgi arayışı içindeki 14 yaşında bir kız çocuğunun hikâyesi.


Japonya’da kuşağının en iyi oyuncularından sayılan genç yıldız Joe Odegari’nin, usta görüntü yönetmeni Christopher Doyle ile beraber çalıştığı ilk yönetmenlik denemesi Aru Sendo No Hanashi (Zaman Her Şeyi Siler) katıldığı tüm festivallerde çok iyi tepkiler aldı. Özellikle iddialı görsel tasarımıyla dikkat çeken film, geçtiğimiz günlerde Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Uluslararası Yarışma bölümünde Altın Portakal kazandı.