Göbeklitepe Sakinleri Film Afişi

Göbeklitepe Sakinleri Filmi Eleştirisi

Film Detayları Eleştiri

Göbeklitepe Sakinleri belgeseli İstanbul Film Festivali ile ekranlarımızda!

Tarihin içinden... Göbeklitepe'den...


39. İstanbul Film Festivali'nin Ulusal Belgesel Yarışması kategorisinde yer alan "Göbeklitepe Sakinleri", 15 Eylül Perşembe akşamı online gösterimle sinemaseverlerin erişimine açıldı.


Prof. Dr. Sedat Benek'in hem yönetmenliğini hem de senaristliğini üstlendiği belgesel, 12.000 yıllık geçmişe sahip olan Göbeklitepe'nin keşfini anlatıyor. Belgeselin ilk sahnesinde kazı alanında güvenlik görevlisi olarak çalışan Örencik köyü sakini Mahmut Yıldız ile tanışıyoruz. Kamera karşısındaki utangaçlığı bir yana, Mahmut Yıldız'ın belgesel boyunca toprağına, tarihine, yaptığı işe duyduğu hayranlığı içimizi ısıtıyor. Köyü, onun rehberliğinde keşfediyoruz.




Belgeselde sadece Göbeklitepe'nin kazı alanları ya da orada yapılan çalışmalar anlatılmıyor. İlk sahneden itibaren Örencik köyü sakinlerinin Göbeklitepe ile kurduğu bağı hissetmeye başlıyoruz. Mahmut Yıldız'ın rehberliğinde Göbeklitepe'den köye iniyor, köy sakinlerinin evine konuk oluyor, bölgenin tarihini ilk ağızdan dinleme fırsatı yakalıyoruz. Köy halkının, çocuklarının günlük telaşına katılıyoruz. Köy halkı, Göbeklitepe'nin hikayesini kendi çocukluk anıları ile bütünleştirerek anlatıyor.


Köy halkı, Göbeklitepe'nin 12.000 yıl önce nasıl kutsal bir ibadet yeriyse, keşfedilmesinden önce de kutsal bir yer olarak bilindiğinden bahsediyor. Mart ayında, festival tadında günler geçirilirmiş Göbeklitepe'de. Oğlaklar kesilir, o çevredeki tek ağaca çaputlar bağlanır, dualar edilirmiş. 3 kez de Göbeklitepe'nin etrafında yuvarlak oluşturacak şekilde dolaşırlarmış. Asıl şaşkınlığı, 12.000 yıl önce de insanların yuvarlak yapı etrafında ibadet ettikleri keşfedildiğinde yaşamışlar. 12.000 yıl önce kutsal olan Göbeklitepe, keşfedilene kadar dileklerin dilendiği, duaların edildiği, hastaların şifa aradığı "Dilektepesi" olarak bilinmiş.


İlk keşfi köylüler yapmış!


Kazılardan önce, rehberimiz Mahmut Yıldız'ın ve ailesinin toprakları, şu anda sit alanı olarak belirlenen arazinin içerisindeymiş. Sabanla tarlalarını sürerken, Göbeklitepe'nin ilk keşfini yaptıklarının bile farkında değillermiş. Şimdi müzede sergilenen, üzerinde kertenkele figürünün olduğu taş, sabana saplanıp kalmasaydı, belki de tarihin en büyük keşfi gerçekleşmemiş olacaktı.


Belgeselin en güzel yanı, tüm bu keşif sürecini hem kazı alanında çalışan hem de o bölgenin yerlisi olan insanlardan dinlemek. Onların Göbeklitepe hakkında bildiklerini heyecanla, samimiyetle, bazen de hüzünle anlatmaları belgeselin doğallığına doğallık katıyor. Bazı sahnelerde görüyoruz ki, kazı alanında çalışmayan köy sakinleri bile Göbeklitepe'nin tarihine, dinler tarihine, dillere ve elde edilen gelişmelere hakim. Hatta öğrendikleri ile o dönemde yaşayanların inançlarına, yaşamlarına ilişkin sorgulamalar yaparak arkeologlar gibi Göbeklitepe gizemini çözmeye çalışıyorlar.


Alman araştırmacı Klaus Schmidt'in köye gelişi, Göbeklitepe'nin büyük keşfinin ilk resmi adımı oluyor. Köy halkının, topraklarını kaybetmemek için ne kadar çok mücadele ettiğini, yine röportajlardan öğreniyoruz. Ancak çalışmalar başladıktan sonra toprak sahipleri, kazı ekibinin bir parçası haline gelerek tarihe tanıklık etme şansına sahip oluyorlar.


Müzikler Muhteşem, Manzaralar Şahane!


Belgesel boyunca kullanılan müzikler, Göbeklitepe'nin tarihi esintisini taşıyor. Ustalıkla seçilmiş besteler, Göbeklitepe'nin manzarasına eşlik ederken gizemini de pekiştiriyor. Belgeselde Göbeklitepe'den başlayarak Örencik köyünün daha sonra da Şanlıurfa'nın etkileyici manzaralarına yer veriliyor. Sadece o bölgenin tarihini değil, keşfin yerli halkı nasıl etkilediğini de öğreniyoruz bu belgesel sayesinde.


Tarihi keşfi ilk ağızdan dinlemek, Anadolu insanının sıcacık sohbetine ortak olmak isteyen sinemaseverlerin "Göbeklitepe Sakinleri" belgeselini izlemesini tavsiye ediyorum. Şimdiden herkese iyi seyirler!

Yorumlar