Güzelliğin Portresi Film Afişi

Güzelliğin Portresi Filmi Eleştirisi

"Karışık Pizza" filmiyle tanıdığımız Umur Turagay, son filmi "Güzelliğin Portresi" ile karşımızda.



"Karışık Pizza" filmiyle tanıdığımız, "İkimizin Yerine'yi hiç çekmemiş, bunu hiç yaşamamış  saydığımız Umur Turagay, son filmi "Güzelliğin Portresi" ile karşımızda. Turagay severler olarak aramızda çektiği son filmi(!)  bilmiyor gibi davranmaya son, "Güzelliğin Portresi" dört dörtlük bir başlangıç, iddialı bir imaj tazeleme, beyaz bir sayfa.


Güzelliğin Portresi, yıllardır görüşmediği babasının intihar ettiği haberi üzerine 16 yaşındayken kaçtığı evine geri dönen Nisan'ın hikayesini anlatıyor. Kullanılmayan koca evin her odasına girip çıkıyor Nisan, koltukların üzerindeki çarşafları kaldırıyor bir bir, yüzleşiyor kaçtığıyla. "Yalnızlık" öyle güzel resmedilmiş  ki kullanılmamış tabak çanaklarda, boş dolaplarda... Buraya kadar film, başarılı bir "dram"filmi. Nisan, eşi Özgür ve kızı Alin'in köşke ayak bastığı andan itibaren filme katılan doğaüstü olaylar, onu bir "gerilim-korku" filmine dönüştürüyor. İntihar eden babanın aslında cinayete kurban gittiği iddiasıyla beraber Güzelliğin Portresi'ne bir de "polisiye" türü ekleniyor ki, film; eğildiği her temanın altından başarıyla, hakkıyla kalkıyor.


Güzelliğin Portresi, Güney Kore uyarlaması olduğu halde oldukça özgün bir iş. Bizleştirilmiş ama özü kaybedilmemiş. Uyarlanırken bayağılaşmamış, klişeye uyum sağlamamış, kolaya kaçılmamış. Paranormal olaylar var fakat ansızın okunan ezanlar, uluyan kurtlar, kesilip neden geri geldiği belli olmayan elektrik kaçakları yok.  Üç- beş katlı büyük bodrumlu bir ev var ama bodrumda yaşayan insan dışı varlıklar, merdivenden yuvarlanan toplar yok. Tüm bunlara rağmen ürpertebiliyorsa tüyleri, ortada saygı duyulması gereken orijinal bir "ev gerilimi" filmi var. (Yalnızca küçük Alin'in elinde bir bez bebek var , bir de kendini dedektif sanan polisin alkol problemi, teşkilata meydan okuyan laubali tavrı... Filmin en basmakalıp karakterinin Serkan Keskin'e yazılması da çok ironik, İsmail Abi'm klişeden ölecek var...)


Başrolleri Burçin Terzioğlu (Nisan) ve Birkan Sokullu (Özgür) paylaşıyor. Bir de ucundan Melisa Şenolsun (Hilal). Evin mutfağında  bir sahnesi var ki Melisa Şenolsun'un -siz de izleyince hemfikir olacağız- çok çok etkileyici. Filmin oldukça ayarında tutulmuş karakter yaratımları, bu karakterlerin  hikayeye yerleştirilip geliştirilmeleri, dram-gerilim-korku-polisiye harmanına renk katan ve duygu değişimlerini başarıyla taşıyan bu üç oyuncunun taşıdıkları potansiyel, perdeden yansıttıkları enerji çok güçlü. Bir de korku türü filmlerde kendilerini görmek bizler için çok yeni, çok merak uyandırıcı. Sanki Terzioğlu ve Şenolsun sık sık aksiyon filmlerinde oynuyor, kavga ediyorlar. Öyle pürüzsüz bir oyunculuk, öyle gerçekçi bir atmosfer.


Tabii, bir de "Katil kim?" diye bir dert var. Bu, filmin dinamiğini oluşturan soru. Seyirci asla doğru cevabı bulamıyor, belli başlı ipuçlarının peşinden gidip iz süremiyor. İlgi ayakta kalıyor, bir dakikası bile sıkkınlık vermiyor filmin. Ters köşelerle dolu final yolu çabucak aşılıveriyor ve son, hikaye kurgusu ve estetik açısından hayli tatmin edici. Türk sinemasına yeni bir soluk getiren, küçük ama gelecek vaat eden bir mumluk ışık yakan Güzelliğin Portresi; korku filmlerinin de sanat ağırlıklı olabileceğinin,  duvardaki tablolardan kullanılmış boya fırçalarına kadar her minik detayın gerilimin bir ögesine, unsuruna dönüştürülebileceğinin habercisi. Güzelliğin Portresi: sevmediğimi sandığım türün yeni penceresi, artık sevdiğim bir türün filmi.


Naçizane fikrim: sinemada izleyiniz, izlettiriniz.