Hollywood’dan Ana Akım Medyayı Eleştiren İki Başyapıt: Nightcrawler – Christine

NIGHTCRAWLER : 2014

Nightcrawler, 2006 yapımı kült film The Fall ve 2011’de oldukça ses getiren, başrolünde Hugh Jackman’ın yer aldığı Real Steel gibi filmlerin senaryosunu yazmış olan Dan Gilroy’un yönettiği 2014 yapımı gerilim suç filmidir. Başrollerde günümüzde kendi jenerasyonun en iyi oyuncularından biri olarak gösterilen, 2001 yılında kült film Donnie Darko ile ilk başrolünü oynadıktan sonra 2005’te çok ses getiren Brockback Mountain filmindeki performansıyla adından çok söz ettiren, özellikle 2010’lu yıllarda The Prisoners, Enemy, Southpaw ve Demolition gibi oldukça beğenilen filmlerde rol alarak kariyerinde emin adımlarla ilerleyen Jake Gyllenhaal, Lethal Weapon 3 ve 4’te oynadığı çetin ceviz kadın polis rolüyle akıllarda yer eden, 1996 yapımı gerilim filmi Ransom ile de hatırlayacağımız aktrist Rene Russo yer alır.Film ayrıca Dan Gilroy’un ilk yönetmenlik denemesidir ve senaryosunu da yazmıştır. Ayrıca son yılların en underrated filmi olarak görülen Nightcrawler’ın yıllar geçtikçe kült statüsüne ulaşacağını düşünen sinema eleştirmenlerinin sayısı da az değildir. Film yalnızca en iyi orjinal senaryo dalında oscara aday gösterilmiştir.

Film, kendine severek yapacağı bir meslek arayan işsiz güçsüz, tek başına yaşayan, genellikle depresif bir ruh haline sahip olan Lou Bloom’un bir gece trafik kazasına denk gelmesiyle birlikte oraya ulaşan televizyon muhabirlerinden etkilenmesini ve muhabir olmaya karar verip kendisine kamera alarak 3.sayfa haberlerine tek başına koşmaya başlamasını anlatır.

ANALİZ

Nightcrawler’da ilk önce değeneceğim konu oyunculuk. Jake Gyllenhaal, bu filmde kesinlikle kariyerinin şu ana kadar ki en iyi performanslarından birini sergiliyor. Karakterinin patlamaya hazır ruh hali, bakışları, sürekli değişen ruh hali gibi durumları mükemmel biçimde yansıtıyor. Canlandırdığı karakterin yalnız yaşaması, içinde biriktirdiği şiddet, yaşadığı evde sürekli televizyonun açık olması ve birkaç etkili ayna sekansıyla Nightcrawler’ın Taxi Driver’ın kült anti kahramanı Trevis Bickle’dan yararlandığını söylersek yanlış olmayız sanırım. Bir diğer konu ise filmde ağırlığını hissettiren noir ( kara film ) havası.

Şimdi gelelim filmin kusursuz sinematografisine. Filmde kullanılan ağırlıklı renk paleti kesinlikle çok iyi seçilmiş ve filme çok yakışıyor. İzlerken kült yönetmen Michael Mann’ın 1995 tarihli başyapıtı Heat ve 1999 yapımı The Insider gibi filmlerde kullanılan renk paletini andırıyor. Mavi, siyah, lacivert renklerin kombinasyonuyla Nightcrawler, kusursuz sinematografisiyle hem bu filmlere göz kırpıyor hem de senaryosuna çok yakışan bir renk seçimiyle göze çarpıyor. Üst sayfadaki televizyon sekansındaki renk kullanımı da buna en güzel örneklerden biri. Şimdi gelelim filmde hem yönetmen hem de senarist olarak parlayan Dan Gilroy. Gilroy daha önceden senaristliğiyle ön planda olmasına karşın filmin altından öylesine kalkıyor ki 40 yıllık yönetmenmiş hissi uyandırıyor. Senaryonun en iyi yanları ise olabildiğince klişelerden uzak durması, kaliteli – zekice diyaloglar, karakter derinliği. Özellikle Gyllenhaal’un canlandırdığı Lou Bloom karakteri öyle kusursuz yazılmış ki her sahnede yeni bir özelliğini, farklılığını öğreniyoruz.

Yazının buradan sonrası izlemeyenler için spoiler içermektedir.

Filmin en önemli özelliklerinden biri de tabiki bu konumuzun da başlığı olan ana akım medya eleştirisi. Louis karakterinin televizyon muhabirliğinde yükselmesinin en büyük sebebi tek başına ve bir süreden sonra da genç ortağıyla beraber en çok şiddet içeren haberleri olabildiğince dışavurumcu bir biçimde açık olarak kanalına vermesi. Bu politika, başlarda kanal tarafından çok tutulmasa da sonradan reytinglerin artmasıyla birlikte tutmaya başlıyor. Buralardan itibaren günümüz dünyasında ve en çok da Türkiye’de gördüğümüz şiddetin ön planda olduğu haberlerin nasıl izlenmesini görmeye başlıyoruz. Bu durumun zirve yaptığı sahne ise bildiğimiz gibi filmin muhteşem finali. Louis, soygun yapan soyguncuları arabasıyla takip ediyor, onlar bir kafeye geldiğinde gece soygun olmuş olsa da kansız bitecekken polise ihbar yapıyor ve kamerasıyla polisi beklemeye başlıyor. Polisler geldiğinde ise çatışma başlıyor ve ortalık adeta kan gölüne dönüyor. Bloom ve ortağı araba takibine devam ediyorlar ve sonunda hem polis arabası hem de çatışmada ölmeyen son soyguncunun arabası takla atıyor. Bloom arabasından iniyor aslında ölmeyen soyguncunun öldüğünü söylüyor ortağına ve ortağına onu çekmesini istiyor. Soyguncunun ölmediğinden bir haber olan Rick kamerasını adama doğrulttuğu anda vurularak öldürülüyor, Louis’de onun ölüm anını çekiyor.

Tüm bunlardan sonra tüm şüpheler Louis’in üzerinde toplansa da bir şekilde polisten de kurtuluyor ve kendisine yeni bir haber ekibi kurarak onların başına geçiyor. Burada anlıyoruz ki ana akım medyada ne kadar şiddet o kadar yükseliş bahşediyor. Bloom tamamen ortağı Rick’in ölümüne neden oluyor onu kayda alıp kanala veriyor. Bunun dışında soyguncuları polise ihbar ederek polislerinde ölmesini sağlıyor. Ama en sonunda işinde biçilmiş kaftan olduğu çalıştığı kanal tarafından anlaşılıyor ve haber ekibinin başına getirilerek terfi ettiriliyor.

 

 

CHRISTINE : 2016

Christine, 2016 yapımı biyografik dram filmidir. Filmin yönetmeni ise 2008 tarihli Afterscool’u da yönetmiş olan Amerikalı Antonio Campos’tur. Senaryo ise daha çok yapımcı kimliğiyle bilinen Craig Shilowich’e aittir. Başrollerde ise daha çok yan rollerde gördüğümüz ancak özellikle 2008 yapımı Woody Allen başyapıtı Vicky Christina Barcelona ve 2015 yapımı olan, ünlü oyuncu Joel Edgerton’un ile yönetmenlik denemesi olan The Gift ile hatırlayacağımız İngiliz aktrist Rebecca Hall, Dexter dizisindeki performansıyla gönülleri çoktan fethetmiş olan Amerikalı oyuncu Michael C. Hall ve bu senenin en iyi film oscar adaylarından olan Lady Bird, 2015’in önemli filmlerinden The Big Short’ta rol alan ve 2013 yapımı August: Osage County ile 2011 yapımı Killer Joe’nun da senaryosunu yazan aktör Tracy Letts yer alır.

Film, ulusal bir haber kanalında program sunuculuğu yapan Christine Chabbuck’un yapmaya çalıştığı bilimsel, çevre gibi renkli haberlerin değil de sürekli şiddet içerikli haberlerin reyting yapmasıyla bir çıkmaza sürüklenmesini, psikolojik olarak oldukça kötüleşmesini anlatır.

ANALİZ

Bu ikili film analizi dosyasını seçerken Nightcrawler’a en çok benzeyen film olan Christine’i özellikle seçtim. Nightcrawler, şiddetin tamamen etkisi altına aldığı ana akım medyada bir kanalda çalışan asosyal bir psikopatın, nasıl yükseklere çıktığını anlatır. Ancak Christine, bitkiler, hayvanlar gibi pozitif konuları haber yapmayı kendine ilke edinmiş olan program sunucusu Christine’in kendi haberlerinin değil sürekli şiddet odaklı haberlerin fazla reyting almasına gün geçtikçe içerlemeye başlayan ve psikolojisinin bozulmasını anlatır. Nightcrawler’da şiddet odaklı ana akım medyada rahat bir şekilde, sorunsuz olarak yükselen Louis Bloom, filmin sonunda tüm bunların ödülünü alır ve terfi edilir. Bu iki filmin baş karakterlerinin benzeyen bir başka yanları da ikisinin de cinsel hayatlarının olmayışı ve iş hayatları dışında aşırı derecede asosyal olmalarıdır.

Yazının buradan sonrası filmi izlemeyenler için spoiler içermektedir.

Şimdi ise filmin ana akım medyayı eleştiren ve şiddet olgusunun gösterildiği sahnnelerin okumalarını yapacağız. Bir sahnede, Christine, patronuna yeni bir fikri olduğundan bahsediyor ve bunun reytinglerini arttırabileceğinden bahsediyor. Tam burada patronu Michael araya giriyor ve bir diğer kanal çalışanı Jean’in Gainesville seri katili ile ilgili haberini gireceklerini ve onun çok daha fazla reyting kazandıracağını söylüyor. Burada Christine çıldırıyor ve Michael ile kavga etmeye başlıyorlar.

Cinsel yaşamı ile alakalı olan sıkıntılarını da en çok annesiyle alakalı olan ve aynı kanalda çalışan George’a duyduğu platonik aşkı gördüğümüz sahnelerde görüyoruz. Bir sahnede Christine henüz evde yokken annesi Peg, erkek arkadaşı Mitch ile evde içki içip sohbet ediyor. Christine, işte yine stresli bir günden sonra eve geliyor ve bu duruma çok sinirlenerek annesine sitem ediyor. Burada annesi ile sevgilisi Mitch’i kıskandığını anlatan replikler görüyoruz.

 

  

 

 

 

Yorumlar

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış, ilk yorumlayan sen ol.