Hollywood’ un Şiddet Şairi: SAM PECKINPAH



Sinema sektöründe Bloody (Kanlı) Sam olarak da bilinen Sam Peckinpah, 21 Şubat 1925 yılında Kaliforniya’nın Fresno bölgesinde dünyaya gelir. Annesi içki içmeyen, Hıristiyan Bilim Kilisesi mezunu bir katı katolik, babası ise yargıç olan Peckinpah, mutlu bir çocukluk geçirir. Ayrıca varlıklı olan ailesinin imkanları sayesinde çocukluğunda ve ergenliğinde maddi sıkıntı çekmez. Ancak gençliğinde zıvanadan çıkmaya başlayan Peckinpah, önce ateşli silahlara ardından da alkole ve uyuşturucuya merak sarar. Sürekli kavgalara karışmasından dolayı bezmiş olan ailesi onu son çare olarak askere gönderir ancak orada da rahat durmaz Peckinpah. İkinci dünya savaşında savaş bölgesinde hiç bulunmaz ve terhis olduktan sonra da Fresno State College’de tiyatro ile tanışmasına kadar da sanata dair bir ilgi edinmez.

Okulun hayatına olumlu bir katkısı olacak ki Peckinpah setlerde çalışmaya başlar, figüranlık yapar ve sonunda Amerika’nın kült western yönetmenlerinden Don Siegel’ın yanında çalışmaya başlar. Siegel’ın yanında çalışması ona kendi sinema dilini oluşturup dahi bir auteur yönetmen olarak anılmasında da yardımcı olacaktır aynı zamanda. Don Siegel’ın yanındaki uzun çıraklığın ödülünü ise yönetmenin 1956 yılında çektiği bilim-kurgu filmi olan Invasion Of The Body Snatchers’da diyalog yönetmenliği yaparak alır. Ve nihayet ilk filmini 1961 yılında çeker Sam Peckinpah. Filmin adı The Deadly Companios’du. Western ve macera türünün bir harmanlaması olan bu ilk film, pek olumlu eleştiriler almaz ancak Peckinpah’ın pes etmeye niyeti yoktur.  Setteki uçuk davranışları da sektörde çoktan konuşulmaya başlanmış ve çok zor çalışılan kaçık bir yönetmen olduğu dillendirilmiştir. 1962’de ise ikinci uzun metrajlı filmi olan Ride The High Country’yi ve film bafta adaylığı kazanır. Western türünde olan Ride The High Country, bir nevi Peckinpah’ın western türüne neler katacağının ilk göstergesi olarak da gösterilebilir.



Ta ki  1969’da ilk kült filmi olan ve günümüzde de Amerikan western sinemasının en iyi klasiklerinden biri olarak görülen Wild Bunch (Vahşi Belde )’ı çekene kadar. Wild Bunch, slow motion (ağır çekim) aksiyon sahneleri, kanın fışkırtılı olarak kullanılması ve birbiri ardına vurulan kovboyların havada uçuşmasıyla Amerika’da adeta yeri yerinden oynatır ve yılın filmlerinden biri olur. Tabi ki Sam Peckinpah’da bu filmle büyük sükse yapar ve western sinemasının aranan yönetmeni haline gelir. Kendine özgün western türünü bu filmle yaratan Peckinpah, 2 yıl sonra 1971’de ise kariyerinin en tartışmalı filmi olmasına karşın en kült filmlerinden biri olarak görülen Straw Dogs ( Köpekler )u çeker. Straw Dogs, Amerika’daki şiddetten kaçıp Londra’daki bir kırsala taşınan burjuva yaşam tarzını benimsemiş olan Matematik profesörü David ile genç eşi Amy’nin başlarına gelenleri anlatır. Bu film ile ilgili analizim de sitemizde yer almaktadır bilgilerinize. Straw Dogs bir bakıma müthiş bir burjuva toplumu eleştirisiyken bir yandan da anti-feminist ve kadın düşmanı bir film olarak da okunabilir. Kültürlü bir burjuva insanı olan matematikçi David, filmin sonunda karısına ve kendisine musallat olan inşaat işçilerini tek başına öldürdükten sonra adeta mutlu olur ve şiddetsel patlamasını yaşar. Burada şiddetten hiçbir yerde kaçılamayacağı ve herkesin içinde bir canavarın yer aldığı gibi olgular görülebilir. Kadın düşmanlığı mevzusu ise filmin tecavüz sahnesinde Amy’nin bir süre sonra aynı zamanda eski sevgilisi olan tecavüzcüsünü engellemeyi bırakması ve ona karşılık vermesidir. Bu sahne günümüzde halen çok tartışılan bir sahnedir.

 

 

Peckinpah, sinemaya adını altın harflerle yazdırırken kokain ve alkol bağımlığından da hiçbir şey kaybetmez ve gittikçe çığırından çıkmaya devam eder. Bir gün sette soyunup kalçasına B12 iğnesi enjekte ettiği rivayet edilen çılgın yönetmen 1972’de kariyerinin son kült filmini çeker: The Getaway ( Sonsuz Kaçış ). Getaway, şartlı tahliye ile hapisten çıkan başına buyruk suçlu Doc ile karısı Carol’un bir banka soymaya kalkışmalarından sonra peşlerine düşen yüzlerce polisten kaçma hikayelerini anlatır. Film özellikle sıkı kovalamaca sahneleri ve Steve McQueen’in yıldızlaşmasıyla hatırlanır. Bu filmden sonra ise Pat Garret & Billy The Kid (Eski Dost) adlı biyografik westerni çeken Peckinpah, 1974’te yine kendine has hit bir aksiyon macera olan Bring Me The Head Of Alfredo Garcia ( Bana Onun Kellesini Getirin )’ve 77’de de kariyerinin son büyük filmi olan Cross Of Iron ( Şeref Madalyası )’ı çeker. Bu filmden sonra bağımlılıklarının iyice dosajının artmasıyla kariyeri düşmeye başlayan ve setlerden kovulmaya başlayan Peckinpah, son olarak 1984’te merhum John Lennon’ın oğlu Julian Lennon için iki tane kısa video klip çeken yönetmen aynı yıl geçirdiği kalp krizi sonucu hayata veda eder.