Kefernahum Film Afişi

Kefernahum Filmi Eleştirisi

Antalya Film Festivali, Cannes ve onlarca başka ödül ve adaylıktan sonra Lübnanlı yönetmen Nadine Labaki imzalı “Capharnaüm” (Kefernahum) şimdi de Oscar Akademi Ödüllerinde yarışacak. Film festivaller kapsamında seyirciyle buluştuğunda oldukça olumlu bir geri dönüş almıştı. Şimdi Türkiye’de sinema salonlarında yer bulan filmi izleyip de etkilenmemek elde değil diyebilirim. 

Lübnanda çok çocuklu bir ailenin on yaşlarındaki oğlu Zain’in yaşadığı açlık, psikolojik ve fiziksel şiddet, en yakın kız kardeşinin henüz on iki yaşındayken orta yaşlı bir adamla evlendirilmesi, doğduğu kasabadan kaçmak istemesi ancak yine ve yine oraya kısılıp kalması bu süreçte kendi gibi bu karışıklığın içerisinde doğmuş bir bebeğe bakma sorumluluğunu üstlenmesi; her şeyi kaybetmesi ve en nihayetinde elini kana bulaması ile sonuçlanan hayatını izliyoruz. Zain daha ufacık yaşında bunca acı çektikten sonra ıslahevinden bir çağrıyla ailesini dava etmeye karar veriyor. Dava sebebi kendisini bu acımasız dünyaya getirmeleri; davalılardan talebi ise bir daha çocuk yapmamalarıdır. 
 
Filmin, her şeyin ötesinde gerçek bir temelde kurulmuş; post realist bir perspektifle her şeyi kurmacadan uzak ve tam olarak bizlerin de gördüğü şekliyle yansıtmış olması dikkat çekiyor. Türkiye’de arafta kalmış bir kültürün ürünü olarak yetişiyoruz aslında. Bir yanımızda “batı” gelişmişliği, zenginliği, refahıyla uzanırken diğer yanımızda “orta doğu” yangın yeri. Bu iki farklı dünya arasında bizler aslında kendi yerimizi arıyoruz. Bu film Türkiye seyircisi için her şeyden çok bu dünyalar arasında kendi yerini bulma kavgasına ışık tutacak bir el lambası diyebiliriz. Lübnan, Suriye, Irak, İran veya bir başka ülke fark etmez. Bu coğrafyada temelleri çok eskiden atılmış ve her şeyi yanlışa sürükleyen çok şey var. “Capharnaüm” hepsine çanak tutuyor. Yoksulluk, açlık, uyuşturucu, cinayetler, tecavüz, küçük yaşta evlendirilen kız çocukları, din baskısı, savaşlar, insan kaçakçılığı, devletsizlik, hastalık, misyoner faaliyetlerle insanların manevi duygularını sömürenler, güçlü zayıfı her zaman ezer mantığı ve bunun sonucunda yıkılan taze dünyalar. Burada filmde bahsedilen şey bir çocuk aslında. Bu dünyada bir çocuk olmak süslü Amerikan filmlerinde noel babayı beklemek gibi değildir. Açlıktan buz küpünü şekere banıp emmektir, altı yaşında sigara içmek; on iki yaşında adam öldürmektir diyor. Sanat insanları çimdiklediği sürece faydalı bir eylem olarak kalacak bence. Kendi hazlarımıza hizmet eden çok şeyden biri olarak anıldığı gün mesela seksten farkı kalmayacak veya çilekli dondurmadan.