Kız Kardeşler Film Afişi

Kız Kardeşler Filmi Eleştirisi



38. İstanbul Film Festivali'nden en iyi filme verilen Altın Lale, En İyi Yönetmen, En İyi Müzik,En iyi Kadın Oyuncu  ödülleriyle ayrılan Kız Kardeşler, ulusal ve uluslararası festivallerden birçok ödülle dönen Emin Alper'in üçüncü filmi. Kız Kardeşler bir "besleme" filmi. Konusuyla özgün bir duruş sergileyen film, yönetmenin de deyişiyle; çıkışsızlıktan, daha iyi bir hayat umudundan, sınıf farklılıkları ve bu farklılıkların insan ruhunda yarattığı derin yaralardan oluşuyor. Yönetmen devam ediyor: "Besleme konusunu işledim çünkü benim çocukluğum beslemelerle geçti. O dönemde her hali vakti yerinde ailenin evinde olurdu. Hep çok acıklı ve hüzünlü bulduğum pozisyondu, anlatmak bu filmde nasip oldu. Belki de benim en kişisel filmimdir. Karakterlerle kurduğum ilişki de en kişisel ilişki. Bütün karakterlerde hemen hemen benim çocukluğumda tanıdığım insanlardan bir iz var."
 
Kız Kardeşler; dönengeçli, toprak bir yolla açılıyor. Biz, bir arabanın arka camından görüyoruz köyün toz dumanını, dağlarını. O dağlar ki çok güzel oldukları kadar engeller de. Kapanlar, geçit vermiyorlar. Uzun, ince bir yolda ilerliyoruz. Yola bir küçük kızın eşlik ediyor gözyaşları. Bu, birinci beslememiz Havva. Havva, diğer iki kız kardeşi gibi besleme olduğu evden köye geri dönüyor. Hemen sonra bir diğer kardeş Nurhan da aynı yolları aşarak bırakılıyor ait olduğu eve. Bu noktada Alper, arabayı duygusal bir araç ve ince, dar, engebeli o yolu da taşra-kent merkezi arasında köprü olarak metaforlaştırıyor. Uçurumun kenarına kurulu, sisler arasında yükselmiş bu köy, bu "3 nankör kardeş"in kürkçü dükkanı. Kendilerini, kardeşlerini, yavrularını bir bir çıkarmak istiyorlar bu sıkışıp kalmışlıktan.. Fakat Alper bunu yaparken bir bölgeyi hedef almıyor, bir coğrafyayı kaderine küstürmüyor. Zaman ve mekanın ucunun keskin ağlarla örülmemiş kesesi, hikayeyi özgürleştiriyor.


 
Türlü olaylar sonucu eve gönderilen üç kardeş Reyhan,Nurhan, Havva'nın öyküsü değil bu artık. Nice kız kardeşlerin, çabucak büyütülen kadınların ve kırılan heveslerin öyküsü.  Küçük yaşta annelerini kaybedip birbirini büyüten bu küçük kadınların en büyük hayali tekrar şehire dönmek. Bu, öyle bir ideal ki zaman zaman kendileriyle zaman zaman birbirleriyle rekabet etmek zorundalar. Karakterler öyle derinlemesine  işlenmiş ki; her biri Anadolu'dan ayrı bir kendini gerçekleştirme öyküsü, ayrı bir görmezden gelinmişlik. Yer yer trajik, yer yer vahşi. Bebeğini kimden olduğu dedikodularıyla büyütmeye alışmış ve babasız kalmasın diye yarımakıllı Veysel'e boyun eğen Reyhan, cinsiyetine yüklenen baskıyla erkek cinsel organından korkup şehirdeki hasta erkek kardeşini tuvalete kaldıramadığı için taşraya yollanan Nurhan, köye yollanırken tonlarca gözyaşı döküp adapte yolları arayan Havva, "erkek adam korkmaz" lafı ile sindirilen ve üstündeki "erkek adam" sıfatlarının altında sıkışıp kalan Veysel, bir türlü tamamlayamadığı hikayeleriyle çaresiz baba Şevket.. Hepsi bizden biri. O kadar bizdenler ki kaçamakları var, kaşımaktan hoşlandıkları yaraları var, mücadele için enerjileri var. Babalarının karşısına dikilmeleriyle, cinsellikten bahsederken parlayan gözleriyle, yavaş yavaş tanıdıkları vücutlarıyla ve dizginlenemez inatlarıyla içimizdenler. Soba aleviyle aydınlanan bu evin 3 nankör kardeşi, karakter yaratımları açısından klişe değiller, olması gereken ideal değiller, acınası hiç değiller. Alper'in çocukluk anılarından beslenen, oa uzaktan "iç burkucu manzaralar" olarak görülen bu hayatlara yönetmenin olduğu gibi, abartılmadan ve mesafeli bir tavırla yanaşması da sanıyorum bundan.
 
Taşrada yaratılan atmosfer ise oldukça doğal ve başarılı, hikayeden bağımsız değil. Karanlık ve basık bir evde pencereden umut dolu suratlara yansıyan ışık hüzmeleri, kostümsel ve dekorsal başarı, zaman-mekan birliğinin belirsiz kapısının sağladığı sıkışmışlık hissi. Yaşanan trajedi sonrası dağa inen kar, kapanan yollar, gidip geri gelmeyen ama hep beklenen şehirli Necati Bey, hiç görmediğimiz ama özendiğimiz köyün sınırı, kızların korkularının vücut bulduğu sembol; akrepler...Sanatsal bakımdan göz doyurucu kap kacak, taşıdığı folkorik ögeler ve estetik portreler...


 
Görüntü yönetmeni Emre Erkmen'in başarısından söz etmenin ve filme gelen eleştirilerden bahsetmenin tam sırası. Görüntülerin, NBC sinemasını anımsattığı söylemleri sonucu asıl başarısının gündem ardı kalması bu filme yapılmış bir haksızlık. Benzer yanları olduğu açık. Ateş başında geçen diyaloglarda, beslenilen ortak kaynağın Çehov oluşunda, taşra hikayesi oluşunda görüyoruz bunları. Fakat yönetmenin de dediği gibi etkilenmiş olması oldukça normal, hatta etkilenilmemesi garip olurdu. Her kuşağın üzerinde onlardan bir önceki kuşağın izi var. Yalnızca sinemacının sinemaya değil, Kız Kardeşler'de anadoluyu yazan yazarlarımızın; Kemal Tahirlerin Fakir Baykurtların ve nicelerinin izi var. Tarantinovari diyalogları da var, Dostoyevski'ye göz kırpan mekansal tasviri de. Diyeceğim o ki, "bu X'in sineması" değildir, Emin Alper'in sinemasıdır. Yönetmenin de dediği gibi, O bu filmin her şeyiyle kendisine ait olduğunu hissediyorsa sorun yoktur.
 
Sınıf eşitsizliğinin insan ruhunda bıraktığı izleri anlatan Kız Kardeşler, oyunculuk becerileri açısından da -Özellikle Veysel'i canlandıran Kayhan Açıkgöz- takdire şayan. Barındırdığı mesajlarıyla, çıkıp giderken salondan aklımıza düşürdüğü tilkilerle, kaşıdığı yaralarımızla. Köye kar düşüyor, yollar kapanıyor. Filmde görüyoruz ki engel dağ değil. Yol değil, buz değil, insanlar değil. Engel "inanç". Filmin ödülleri, üstüne yüklenen "özenti" eleştirileri, finalinin seyircide bıraktığı soru işaretleri bir yana, Alper'in çok iyi yaptığı bir iş var. Etrafta kimseler yokken dağda bayırda taklalar kahkahalar atarak ilerleyen kadınla yapıyor bunu.İşlenmesi güç bir şey işliyor, "Coğrafya kaderdir." deyip es geçmiyor bu kadınların öyküsünü. Umut veriyor Türk Sinemasına, bahsettiğimiz şartlarda doğup büyüyen ama kaderinde bir ara sokak arayan kadınlarımızdan bahsediyor. Çok iyi bir iş yapıyor, inanç serpiyor Anadolu kadınının göğsüne. Çok çok iyi bir iş yapıyor, bana da kalan sizlere iyi seyirler dilemek oluyor.
 
Dilşad Demir