Körleşme Film Afişi

Körleşme Filmi Eleştirisi

İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışma Seçkisi'nin ilk filmi Körleşme...



39. İFF Seçkisi bir kez daha çevrimiçi ve salonlarda gösterime başladı. İlk film ise Hacı Orman’ın yazıp yönettiği; uzun metraj, Seyfi Teoman İlk Film Ödülü'ne aday olan “Körleşme”.


“Sinan, kör bir şairdir. Üç yaşındayken görme duyusunu yitirmiş olsa da körlüğüyle barışık bir insandır. Sinan’ın eşi Nilgün, Sinan’a görme dünyasını armağan etmek ister ve onu ameliyat olmaya ikna eder. Başarılı geçen ameliyatla birlikte Sinan belli belirsiz görmeye başlar ama bir müddet sonra tuhaf uyum karmaşaları baş gösterir. Nilgün, yaşanan kaosun körlükten kalma alışkanlıklarla ilgili olduğuna inanır ve görme dünyasına uyum sağlaması için Sinan’ın üzerindeki baskısını arttırır. Bu gerilim, birbirlerinin kişiliklerini sorguladıkları trajik bir hesaplaşmaya doğru ilerler.” 


Film konusu bakımından ilgi çekiciydi. Pek çok seyircinin hakim olmadığı bir dünyaya bakış demek de doğru olabilir. Sinemamızın alışılagelmiş “Kördü, ameliyat oldu ve gözleri açılıverdi. Ah! Ne de mesuduz...” temalı filmlerine nazaran daha farklı bir pencereden olaylara bakıyoruz. Burada akıntı ters yönden akıyor. Kör olmayı görmeye yeğleyen bir adamın görmekle birlikte hayatının altüst oluşu söz konusu.  


Sinan karakterine hayat veren Fatih Al oyunculuğu ile lezzet katmış. Yine aynı şekilde Vedat Erincin, yan roldeki karakteri ile alkış toplar. Fakat burada değineceğimiz nokta başka. Ana-Yan çatışması veya çakışması konusunda film ne yazık ki beklentinin biraz altında seyretti. Sinan’ın körlüğü temelinde akan hikâyeyi edebiyat, siyaset gibi birtakım genel olgular üzerinden eleştiri yapmak için devşirmek amacı hissediliyor -özellikle bazı diyaloglarda-. Bu normal şartlarda bir kontrast yaratacağı için iyi bir şey olarak algılanabilir; ancak işin içine doğallık ve filmin ritmi girdiğinde dengeler bozuluyor çünkü yan hikaye net değil. Bir tetikleyici görevi üstlendiğinde; bahsi geçen “yan anlatı” ait olduğu yere oturmuşken bunu sırf filmin içi dolu gözüksün diye başka eleştirel yerlere alet etmek yan hikayenin suni ve tamamlanmamış gözükmesine sebep oluyor. Daha açık bir dille “Varlık Ayaşlı” karakteri özünde benim çok sevdiğim ve bağ kurduğum şair tiplemesini taşırken başka bir film izliyormuş hissine kapıldım; Sinan’ın görme-görmeme sürecini izlerken başka bir film izliyorum diye düşündüm. 


Öte yandan potansiyeli olan iki ayrı konunun bir arada bulunuşu “iki ateş birbirini söndürür” lafına gebe kalıyor. Ben eğer işin içinde şiir, şair, edebiyat gibi derin konular varsa bu okyanusa ayaklarımı daldırıp çıkarmak yerine en dibine dalmayı tercih edenlerdenim. 


Film, sinematografik olarak lezzetli planlara, iyi bir kadraja ve iyi bir sanat yönetimine sahip. Türkiye’de özellikle bu dönemde film çekmek kolay bir iş değil. Kullanılan sinema ekipmanları bağımsız sinemacılık söz konusu olduğunda dünya standartlarının çok uzağında ne yazık ki. Bunun bilincinde olarak görüntüler ile alakalı “neden son model “Arri”ler, “Red”ler kullanmadınız!?” gibi akillikten uzak eleştiriler yapmak yakışıkalmayacaktır. Ki işin perde arkasına da hakim olmak gerekir. 


Finale doğru hareket kazanan senaryo finalde artık bağımsız sinemanın vazgeçilmezlerinden net olmayan (?) bir sonuçlanma ile kapanışını yapıyor. Burada bir tercih meselesidir elbette ancak ben zevk aldım. Filmin “düz” kurgusu ise “daha farklı olabilir miydi?” Sorusunu akıllara getiriyor. 


Neticede bir ilk film olmasından gelen hoşgörüyle birlikte kalburüstü denemeyecek ancak görülmeye değer bir film olduğuna inanıyorum. Cinedb ailesi olarak da filmin yaratıcısı Hacı Orman’a devam eden ödül sürecinde ve gelecek projelerinde başarılar dileriz. 


Keyifli Seyirler.

Yorumlar

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış, ilk yorumlayan sen ol.