Koza Film Afişi

Koza Filmi Eleştirisi

Leonie Krippendorff'un Koza filmi eleştirisi...

39. İstanbul Film Festivali çevrimiçi gösterimleriyle eş zamanlı olarak eleştiri yazılarımız da son hız devam ediyor. 13 Ekim akşamı gösterime giren filmlerden biri de Koza. Avrupa sinemasında umut veren genç isimler arasında gösterilen Alman yönetmen Leonie Krippendorff, ilk filmi Looping’ten sonra çektiği ikinci uzun metrajı olan Koza ile karşımızda.




Kuir ve ergenlik çağı temalarının yanı sıra kadın karakterlerin çevresinde dönen bir kurguya sahip olan filmde ana karakterimiz Nora, 14 yaşında bir kızdır. Ablası Jule ve ablasının arkadaşı Aylin ile zamanını geçirmekte olan Nora'nın 2018'in en sıcak yaz günlerinde sınıftaki başka bir kız olan Romy'e aşık olmasıyla kendini keşfetmesine ve kozasından çıkmasına tanıklık ediyoruz. 


Hikaye Nora'nın kendini bulma hikayesi olarak özetlenebilse de aslında çeşitli başka sorunlara da diğer karakterlerin hikayeleriyle dikkat çekmek istiyor. Güzellik standartları, alkol ve aile içinde yarattığı sorunlar, akran zorbalığı ve toplumdaki misojinist duruşlar bunlardan birkaçı olarak sıralanabilir. Bunun yanında yönetmen Almanya'daki genç Türk ve Arap nüfusunu da filme eklemek istemiş. Aylin, göçmen Türk bir babaya sahip olsa da Türkçe bilmiyor ama Türk bir erkek arkadaşı var. Almanya'da iş göçleri nedeniyle oluşan etnik zenginliğin ve bunun yarattığı hayatın doğal bir şekilde aktarılması hoş bir detay. 


Yönetmenin bir kadın olduğunu filmi izleyen çoğu kişinin hemen anlayacağına eminim. Kadınların her gün yaşadığı deneyimleri beyaz perdeye aktarmış olan Krippendorff, kadın karakterlerin hikayelerini anlatmada en başarılı olanların belki de yine kadın yönetmenler olduğunu hatırlatıyor bize. Bu noktada eleştirilebilecek kısım, filmin çok fazla konuya az da olsa değinmeye çalışması. Kısıtlı bir zaman içinde bu kadar soruna yeterli ışık tutmak mümkün olmadığından birçok konu ne yazık ki havada kalıyor. 


Nora'ya ve hikayesine dönmemiz gerekirse aslında klasik ve hatta biraz eskimiş bir kuir aşk hikayesinden farklı olmayan bir kurguyla karşı karşıyayız. İkili arasında romantik ve hoş sahneler olsa da, Romy ve Nora'nın ilişkisi aslında geç ergenliğe girmiş bir tırtıla benzetilen Nora'nın kozasına girip kelebek olarak çıkması için gereken ortamı oluşturuyor. Romy ile ilişkisi filmin konusu olmaktansa Nora için bir itici güç haline geliyor. Hikayeyle beraber değişen çerçeve oranlarıyla bu metamorfozumsu yolculuk desteklenmiş. Kendini ve bedenini tanımlamaya çabalayan genç bir kızı izliyoruz. Krippendorff verdiği bir röportajda, sinemada sıkça gördüğümüz hüzünlü kuir filmleri yerine mutlu bir ilişkiye ulaşabilecek kuir çiftleri işlemek istemiş. Tabii ki altını da çiziyor, "Eğer Berlin'de yaşıyorsanız, mutlu bir ilişkinizin olabileceğini göstermek istedim." 


Kadın karakterlerin ilişkisi üzerinden ilerleyen filmler yapmayı seven yönetmen Koza'da da bundan şaşmamış. Filmde benim ve çoğu kişinin beklemediği şekilde hoşuna giden ilişki ise Nora ve ablası Jule arasında. Annesinin alkol sorunu nedeniyle daha da yakınlaşan bu iki kardeşin ilişkisinden bahsetmeden geçmek istemedim. 


Çekim teknikleri ve sinematografisiyle de sıcak ve samimi bir hava yakalamış olan film festivalin izlemeye değerleri arasında yer alıyor. Yönetmenin gelecek işlerinin de takipçisi olacağımı belirtip yazımı sonlandırıyorum.

Yorumlar