Kuyudaki Taş Film Afişi

Kuyudaki Taş Filmi Eleştirisi

Kuyudaki Taş belgeselinin Cinedb eleştirisi.

Bir deli kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış.


27. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali, devam eden pandeminin gölgesinde startını verdi. Uzun metraj 10 filmin fiziki olarak, 8 filmin ise çevrimiçi olarak filmonline.iksv.org sitesinde gösterileceği festivalde, Ulusal Öğrenci Kısa Film Yarışması'nda da 22 kısa film yarışmakta.




Gökçin Dokumacı’nın 39. İFF Ulusal Belgesel Film Yarışması finalistlerinden olan ikinci uzun metraj belgeseli Kuyudaki Taş da bu sene festival seçkisi içinde yer alan 10 finalistten biri. Belgesel; İstanbul sokaklarında çoğumuzun uzaktan yadırgadığı, belki acıyan bakışlarımızın hedefi olan “delilere” bir mikrofon uzatıyor. Yapılan röportajlara İstanbul’un sokaklarında çekilmiş çeşitli sahneler eşlik ederken, biz de kısa bir süreliğine de olsa sonunda durup bizim için şehrin ayrılmaz bir parçası olan bu insanları dinlemeye başlıyoruz. 


“Ama konuşmuyorum çünkü konuşulanı anlamıyorlar.”


İzlerken tam bu noktada fark edilen kimi zaman bir korku öğesi, kimi zaman bir espri malzemesi haline getirilen ve şehrin sokaklarında gölgeleşmiş bu figürlerin aslında bir insan olduğu gerçeği. En sevdikleri renklerden, isteklerinden, rüyalarından ve geçmişlerinden bahsediyorlar. İstanbul’un içinde barındırdığı milyonlarca ses arasında hikayesini anlatmayı bekleyen bu insanlar, belgesel boyunca bize olduğu gibi yansıtılmaya çalışılmış. Çekim ekibinin varlığının yok edildiği röportajlarda bu sayede anlatıcılarla aramızdaki ilişki birbiriyle yeni tanışmış iki insanmışız hissi veriyor. Bu muhabbet benzeri ortamda, yer yer anlamdırılması imkansız derecede kopuk ve akıl dışı cevaplarıyla bile kişi anlatıcıları dinledikçe kendini yaratılan bu gerçekliğin daha da derinlerine inmek isterken buluyor.


“Benim için bir gün 70-80 senedir.”


Röportajların yanında Alican Yücesoy, Batuhan Aydar, Hatice Aslan, Özlem Yılmaz, Tülin Özen gibi ünlü oyuncuların da yer aldığı kısa sahneler aralara serpiştirilmiş. Oynadıkları karakterler İstanbul’un ücra yerlerinde yaşayan insanlardan ilham almışçasına röportajları tamamlıyor. İçerik olarak belgeselin geneline pek katkısı olmasa da geçişlerde dramatik bir etki yarattığı söylenebilir.


Bu şehrin sessiz ve çürümeye bırakılmış yerlerinin perdesini aralamada bir adım daha atan Dokumacı, temelde görmezden gelmekte olduklarımıza bir şans vermemizi öneriyor. Benim gibi kendisinden uzak ama bir o kadar da yakın başka hayatların hikayelerini dinlemeyi sevenlerin kaçırmaması gereken bir belgesel. Şimdiden herkese iyi seyirler!

Yorumlar

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış, ilk yorumlayan sen ol.