Parazit Film Afişi

Parazit Filmi Eleştirisi

Hayatta her şey aksi ile var olur ve tanımlanır. Sinemada zıtlıklar, kontrastlar ile anlatılır hikâye. Parazit filmi farklı statüde yer alan iki aileyi konu ala


Türler arasında dolaşmaktan hoşlanan, hep mesaj taşıyan filmler yapan, kaotik ortam yaratmada ustalığını kanıtlayan Bong Joon-Ho filmin hem yönetmeni hem de senaristi. Bong Joon-Ho’yu Ana ve Okja filmlerinden tanıyoruz. Parazit filmi ile ülkesine ilk Altın Palmiye Ödülü’nü getiren Bong Joon-Ho, filminde komedi-dram-korku filmi ve fantastik türlerini denge içinde harmanlama başarısını gösteriyor. İzleyiciyi pek çok yönden tatmin ediyor. 

Hikâyeye baktığımızda yoksulluk içerisinde yaşamlarını sürdüren Kim ailesinin elinde geçen bir fırsat ile zengin Park ailesinin arasına karışmalarını anlatıyor. Kim ailesine baktığımızda fakirliklerinden dolayı kendilerine acıyan bir aile görmüyoruz. Evet, paraları yok, bodrum katında böcekler ile yaşıyorlar ama haklarını yedirmiyorlar. Çok düşük bir ücrete çalıştıkları pizzacı temsilcisi ile sorun yaşadıklarında alttan almak yerine anne sesini çıkartıyor, çocuklar ile iletişim becerilerinin kullanarak sorunu çözmeye çalışıyorlar. Park ailesini tanıdıkça daha da netleşiyor bu düşünce ama sanki Kim ailesinin parası olmamasına rağmen her bir ferdine verilen ayrı bir yetenek ile aralarında bulunan sınıfsal farklılıkları delebiliyorlar. Zekice ve kurnazca yaptıkları planlar ile kendilerinin yer aldığı yerden çıkmaya çalışıyorlar.  




Üniversite sınavın dört defa girmiş olan Ki-woo, zengin bir arkadaşı sayesinde Park ailesinin kızına İngilizce dersi vermeye gidiyor. Ki-woo’nun ardından kız kardeşi, babası ve annesi de türlü oyunlar ile Park ailesinin hayatına sızıyorlar. 

Filmin içeriğine ve olayların ilerleyişine dair çok detay vermek istemiyorum. Bu film kesinlikle sinemada izlenmeli ve her açıdan sinema dersi niteliği taşıdığı bilinmeli. Kişiler arasında kurulan ilişkiler, çelişkiler, yüzleşmeler birbirine kenetli zincirler halinde. Her sahne bir sonraki sahne için izleyicisini hazırlıyor. Belki tek ufak kusur finalin tahminimizden geç gelmesi. Ama bu durumu pek çok Asya filminde yaşıyoruz. 

Filmin ilk yarısı tatlı, eğlenceli ve hızlı geçiyor. Olaylar hızla gelişiyor, Kim ailesi, Park ailesinin yanındaki yerlerini hemen alıyorlar. İkinci yarısına geçtiğimizde ise olaylar daha garip bir hal alıyor. İlk yarıda yapılanların yansımaları her bir bireyin yüzüne vuruyor. O zaman aslında toplumsal eşitsizlik, burjuvazi, insanın bencilliği, açlığı ve aslında insanın en temel dürtüleri ile karşı karşıya geliyoruz. Öylesine mizansenler var ki izleyici olarak oturduğumuz rahat koltuklarımızda geriliyoruz “yeter artık, çıkın oradan” diye bağırasımız geliyor. Yönetmenin ustalığı sayesinde filmi izlemekten çok yaşıyoruz.



 

Güney Kore’nin ünlü aktörü, şoför baba rolündeki Song Knag-Ho uysal, yumuşak başlı bir insanın eline fırsat geçince, tam aksi yönde şiddet yanlısı yüzünün ortaya çıkabileceğini çok iyi yansıtıyor. Hikâye adım adım karakterimizi o yöne doğru ustaca evriliyor. Park ailesinin babası Lee Sun-Kyun, sosyetik karısında Yeo-Jeong Cho, hizmetçi anne de Hyae Jin Chang ve Kevin’de Junh Hyeon-Jun çok başarılı. 

Bir film nasıl yapılır, toplum nasıl iyi analiz edilir, insanın temel duygularında neler vardır, ulusal bir konudan yola çıkarak nasıl evrensel olunur? Sorularının yanıtlarının hepsini bu filmde bulacaksınız. Telefonların, bilgisayarların küçük ekranlarına hapsolmadan sinemada bulduğunuz anda izleyin.


İrem Zeynep Karakaya