Sefiller Film Afişi

Sefiller Filmi Eleştirisi

Ladj Ly'nin yönettiği Sefiller filmi ülkemizde vizyona girdi.



Yönetmen Ladj Ly’nin ilk uzun metrajı olan Les misérables (Sefiller) Cannes Film Festivali’nde aday olduğu üç büyük ödülden Jüri Özel Ödülü’nü kazanmakla kalmadı, büyük bir kitle tarafından senenin en iyi filmi olarak kabul gören Portrait de la jeune fille en fue (Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi) filmini geride bırakarak Fransa’nın Oscar adayı oldu. Yönetmen kısa filmlerindeki politik yaklaşımını bu filminde de devam ettiriyor.


Film; polis şefi Ruiz’in vilayetten, Paris’teki suçla mücadele birimi SSB’ye katılması sonrası Paris’in gettosu ile tanışması ve fazlasıyla sert ekip arkadaşlarıyla burada yaşadıklarını ele alıyor. Şimdiden söyleyeyim filmin başrolleri ve hikâyesi, yönetmenin 2017 yapımı kısa metraj Les misérables filmiyle neredeyse aynı. Bu sebeple filmden önce kısa filmi izleyen izleyicilerin hikayeye hakim olması, onlar için filmin pek de sürükleyici olmamasına sebep olabilir. Ancak bu filmden haberdar olmayan izleyicilerse kendileriyle özdeşleştirecekleri Ruiz karakteriyle ilginç bir deneyim yaşayacaklar. 


Film yukarıda da belirttiğim üzere politik bir yaklaşıma sahip. Yönetmen bize Paris’in gettosunu dışarıdan göstermekle kalmıyor, direk içerisine sokuyor. Böylelikle gettoda yasa dışı işlerle uğraşan yetişkinlere kızarken, maalesef bu yetişkinleri örnek alan gençleri görünce de üzülüyoruz. Ladj Ly bu getto üzerinden etnik çatışmalar, çeteleşme, işgüzar polislerin çetelerle işbirliği, polisin yetkilerini kötüye kullanması, eğitimsiz çocuklar ve daha pek çok konuya çok sert eleştirilerde bulunuyor. Bu sebeple politik veya yozlaşan sistemler üzerine mesajları olan filmleri sevmeyen izleyicilerin filmi tercih etmeyeceğini, tercih etse de filmden memnun ayrılmayacağını düşünüyorum. Çünkü film gerek bireysel gerekse toplumsal mesajlarla izleyicisini kamyon çarpmışa çeviriyor. Filmi hikâye ve teknik anlamda da değerlendirince, yönetmenin amacının kesinlikle bu olduğunu söyleyebilirim.


Dünyada siyahiler ve polisler arasındaki çatışmanın bir numaralı adresi olarak Amerika’yı gördüğümüz bir gerçek. Fakat dürüst olalım, Fransa’nın da siyahilere karşı tutumu, yıllardır ırkçılıkla anılan Amerika’dan pek de farklı sayılmaz. Zira 18. Yüzyılın sonlarında gerçekleşen Fransız İhtilali sonrası ortaya çıkan milliyetçilik kavramı, toplumların belirli kesimlerinde olduğu gibi Fransız toplumunda da yozlaşıp ırkçılığa dönüştü. Bu da gettolarda yaşayan ve kimi yasa dışı işlerle uğraşan ama kimi de kendi halinde olan kesimin haklarının polisler tarafından rahatlıkla çiğnenmesine sebep olan nedenlerden biri. Yönetmen de bu konudan rahatsız olmuş olacak ki izleyicilerini rahatsız edebilecek, şiddet dolu sahnelerle dolu bir film ortaya koymuş. Yönetmenin yansıttığı bu şiddeti abartılı bulmamak veya taraflı yaklaştığını düşünmemek gerektiğini düşünüyorum. 


Kısaca Ladj Ly izleyicilerine keyif dolu anlar yaşatacak bir film yapmak yerine, ırkçılığın, baskının, otoritenin ve benzeri şiddet unsurlarının yeni nesiller üzerindeki etkisini, izleyicilerini rahatsız ederek anlatan bir film yapmayı tercih etmiş.