Sinema Akımı: İtalyan Yeni Gerçeklik Akımı

İtalyan sinemasında ‘Yeni Gerçekçilik’ akımı ilk defa 1940’lı yılların başında kullanılmıştır. Özellikle ikinci dünya savaşından sonra ortaya çıkan İtalyan yeni gerçekçilik akımı, faşist Mussolini İtalya’sında faşizmin propagandasını yapan Telefono Bianco ( Beyaz Telefon ) filmlerine bir tepkisini esirgemez. Faşist İtalya dönemindeki propaganda filmlere beyaz telefon filmleri denmesinin nedeni ise filmlerin hepsinde mutlaka beyaz telefonlu bir sahne bulunmasıydı. Bu filmlerin amacı faşizmin yükselişi esnasında halktan tepki oluşmaması için kafalarını başka yönlere çekmek ve onları eğlendirmekti. Beyaz telefon filmlerdeki senaryolar hep üst sınıf burjuva melodramları, komedileri ve müzikalleriydi. Bu sayede halkın sanki tüm ülkede böyle bir yaşam tarzı varmış gibi düşünmesi amaçlamış, bir yere kadar da büyük ölçüde başarılı olunmuştur. Ünlü İtalyan senaryo yazarı Cesare Zavattini’de özellikle bu filmlere tepki koymak için yeni gerçekilik akımını yaymaya girişmiştir. Bu da onu akımın baş kuramcısı haline getirir.

İtalyan yeni gerçekçiliğinin ilk filmi olarak ise günümüzde halen dünya sinema tarihinin en büyük filmlerinden biri olarak görülen ve altın palmiye ödülü de bulunan, efsanevi yönetmen Roberto Rossellini’nin 1945’te çektiği Roma, Citte Aperta ( Roma, Açık Şehir ) görülür. Film, ikinci dünya savaşı sırasında Nazi işgali altındaki Roma’daki bir grup isyancının faşizme karşı direnişini anlatır. Roma, Açık Şehir haricinde akımın en önemli filmleri olarak bir başka kült film ise 1948 yapımı Ladri Di Bicilette ( Bisiklet Hırsızları )’dır. Bisiklet Hırsızları, çalıştığı şirket için duvarlara afiş astığı esnada kendisi için çok değerli olan bisikleti çalınan işçi Antonio ve oğlu Bruno’nun bisikleti bulma mücadelelerini anlatır. Akımın bir başka kusursuz eserlerinden biri de Vittorio De Sica’nın yönettiği 1952 yapımı olan Umberto D’dir. Umberto D, savaş sonrası fakirlikten kıvranan İtalya’nın Roma şehrinde bir otel odasında tek başına yaşayan devlet memuru Umberto Domenico Ferrari’nin hayat mücadelesini anlatır. Bunların dışında bir başka efsane İtalyan yönetmen ve senarist Luchino Visconti’nin 1943’te yönettiği Ossessione ( Tutku )’da birçok sinema otoritesi ve eleştirmen tarafından yeni gerçekçiliğin ilk filmi olarak görülür. Ossessione, içeriğinde kara film ( noir ) ögeleri içermesi bakımından da diğer filmlerden ayrılır. Bu filmler dışında İtalyan sinemasının en tanınan yönetmenlerinden biri olan Federico Fellini’nin 1954 tarihli başyapıtı La Strada’da akıma dahil olan filmlerdendir. La Strada, oldukça uzun boylu olan, gezgin ve duyarsız Zampano ile ailesinden zorla parayla satın aldığı palyaçosu Gelsomina’nın hayat mücadelelerini anlatır. Akımın son filmlerinden biri olarak da yine De Sica’nın yönettiği 1954 yapımı Miracolo A Milano ( Milano’da Mucize )’dir. Film, Milano’nun yoksul kenar mahallelerinden birinde derme çatma bir kulübede yaşam mücadelesi veren insanlar ile onları oradan atmaya çalışan toprak ağalarının mücadelesini komedik öğelerle harmanlayarak anlatır. Bu yönüyle film kült Amerikan filmi olan 1946 tarihli It’s A Wonderful Life ( Şahane Hayat )’ı hatırlatır.

İtalyan Yeni Gerçekçi Akımının filmlerinin özellikleri hümanist bakış açısının ön planda olması, stüdyo içinde değil sokaklarda çekilmesi, yapay ışık yerine sokaktaki doğal ışığın kullanılması, sessiz şekilde çekilip dublaj esnasında seslerin eklenmesi, filmlerin oldukça düşük bütçelerle çekilmesi, profesyonel oyuncuların rol almaması ve daha çok doğaçlama repliklerin kullanılmasıdır. Akımın en önemli yönetmenleri ise Roberto Rossellini, Federico Fellini, Luchino Visconti, Vittorrio De Sica ve Pietro Germi’dir.

 

 

Yorumlar

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış, ilk yorumlayan sen ol.