Hareketli Kamera ve Detay Çekimlerin Efendisi: Darren Aronofsky



Yahudi asıllı olan Amerikalı yönetmen Darren Aronofsky, Brooklyn doğumludur. 1991 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra 1998’e kadar 4 tane kısa film çeken Aronofsky, 98’de ilk uzun metrajı olan Pi’yi çeker. Sayı kuramcısı olan, matematik dehası olarak gösterilen ve doğada gerçekleşen her şeyin sayılarla alakası olduğunu düşünen Max’in öyküsünün anlatıldığı Pi, en önemli film festivallerinden biri olarak görülen Sundence Film Festivali’nde Aronofsky’e en iyi yönetmen ödülünü getirir.

 

Bu filmden sonra hatırı sayılır bir başarı ve ün elde eden Aronofsky 2000 yılına geldiğimizde ise sinema tarihinin gelmiş geçmiş en iyi filmlerinden birini çeker; Requiem For A Dream ( Bir Rüya İçin Ağıt ). Requiem For A Dream, Last Exit To Brooklyn ( Brooklyn’e Son Çıkış ) adlı kült yeraltı edebiyatı romanı yazarı Hubert Selby Jr.’ın aynı adlı romanından beyaz perdeye uyarlanır. Oscar veya Cannes gibi büyük festivallerden ödülle dönemese de Requiem For A Dream özellikle sinemaseverler tarafından yıllar geçtikçe kült statüsüne yükseltilir ve özellikle uyuşturucu filmleri dendiği zaman Danny Boyle’un Trainspotting’i ile beraber hep türün zirvesi olarak gösterilir. Televizyon bağımlısı bir anne, uyuşturucu bağımlısı oğlu, uyuşturucu bağımlısı arkadaşı ve sevgilisinin hikayesini anlatan filmdeki performansıyla Ellen Burstyn, en iyi kadın oyuncu dalında oscara aday gösterilir ve günümüzün çok sevilen oyuncularından Jared Leto’da tam anlamıyla bu filmle tanınır olur. Uyuşturucu bağımlısı genç Marion’ı canlandıran Jennifer Connelly’de bu filmden sonra üst üste A Beautiful Min, Blood Diamond gibi filmlerle oynayarak rüştünü ispatlar. Filmin en önemli artısı ise unutulmaya yüz tutmayan müthiş bir Clint Mansell müziği ve tabiki bu filme özgü olan kusursuz bir özgün kamera kullanımıdır. Splint Screen ( bölünmüş ekran ) olarak bilinen teknik bu film sayesinde çok ünlü olur. Son olarak yönetmen Darren Aronofsky Requiem For A Dream ile ilgili şunları söylemiştir :
“Amacım bir hız treni yapmaktı ancak bildiğiniz hız trenlerinden değil. Yolun sonunda son sürat duvara çarpan bir hız treni.”
 


Requiem For A Dream’in olağanüstü başarısından sonra 5 yıl boyunca film çekmeyen Darren Aronofsky, 2006’te üçüncü uzun metrajı olan The Fountain ( Kaynak )’i çeker. 16.yüzyıl, 21.yüzyıl ve 26.yüzyılda geçen fantastik bir aşk hikayesini anlatan filmin başrollerinde Wolverine olarak sinema tarihine adını altın harflerle yazdıra Avustralyalı aktör Hugh Jackman, Mummy serisi ile tanınan ancak onlar dışında Yorgos Lanthimos filmi Lobster’ta da adından sıkça söz ettiren İngiliz aktrist Rachel Weisz ve Requiem’de de Aronofsky ile birlikte çalışan Ellen Burstyn yer alır. En iyi orijinal şarkı dalında altın küre adaylığı bulunan Fountain, eleştirmenleri ve seyircileri ikiye bölen bir filmdir ancak genel kanı filmin Aronofsky’ın filmografisinin en underrated ( kıymeti az bilinen ) filmi olduğudur.
 



The Fountain’den 2 yıl sonra 2008’de ise Aronofsky, sinemaya muhteşem bir dönüş yapar. 1980’lerde kariyerinin zirvesinde bir gireşçiyken geçirdiği kalp kriziyle dövüşü bırakmak zorunda kalan, kızıyla arasını düzeltmeye çalışan ancak ringlerden de uzak kalamayacağını hisseden Randy’nin hikayesini anlattığı The Wrestler ( Şampiyon ) ile eleştirmenlerin ve seyircilerin büyük ölçüde beğenisini kazanır Darren Aronofsky. 80’ler ve 90’ların seks sembollerinden olan ve o dönemlerde rol aldığı filmlerle kendine özel bir hayran kitlesi bulunan Mickey Rourke, Marisa Tomei ve son dönemin önemli genç yıldızlarından olan, Across The Universe ile büyük sükse yapan ve günümüzde de Netflix’in en çok konuşulan dizilerinden olan Westworld’de rol alan Ewan Rachel Wood’un başrollerinde olduğu Wrestler en iyi erkek oyuncu ve en iyi yardımcı kadın oyuncu olmak üzere iki dalda oscara aday gösterilir ve ayrıca ilk olarak gösterildiği Venedik Film Festivali’nde en iyi film ödülü olan altın aslanı kazanır.

 
Wrestler’ın elde ettiği başarının ardından Darren Aronofsky, bir anime uyarlaması olan Black Swan ( Siyah Kuğu )’ı yönetmek için kamera karşısına geçer. Başrollerde Leon ( Sevginin Gücü ), Heat ( Büyük Hesaplaşma ), Garden State ( Eve Dönüş ) ve Star Wars Episode III: Revenge of The Sith ( Yıldız Şavaşları Bölüm 3: Sith’in İntikamı ) gibi filmlerde rol alan İsrailli aktrist Natalie Portman, Friends With Benefits ( Arkadaştan Öte ) adlı romantik komedi ile adından söz ettiren genç aktrist Mila Kunis ve yeni dönem Fransız sinemasının en önemli oyuncusu olarak görülen Vincent Cassell ye alır. Bale okulundaki gösteride beyaz kuğu olmuşken siyah kuğu da olmak isteyen genç balerin Nina’nın psikolojiyle gerilimi başarıyla harmanlayarak anlatan Black Swan, en iyi kadın oyuncu dalında Natalie Portman’a oscar kazandırmasının yanı sıra en iyi yönetmen dalında Darren Aronofsky’ye de ilk adaylığını kazandırır. Hasılat olarak da hatırı sayılır bir başarı elde eden Black Swan, Aronofsky’nin Requiem For A Dream ve Wrestler ile birlikte en iyi filmi olarak gösterilir.

 
2010 yapımı Black Swan’dan 4 yıl sonra 2014’te Noah ile beyaz perdeye dönen Aronofsky büyük bir hüsrana uğrar. Nuh Peygamber’in tufan hikayesini Russell Crowe, Jennifer Connelly, Emma Watson, Anthony Hopkins ve Logan Lerman gibi büyüleyici bir oyuncu kadrosuyla sinemaya aktarmasına rağmen Noah, Darren Aronofsky’in en vasat filmi olarak görülür ve büyük hayal kırıklığı yaratır. Ancak yönetmenimiz dini bir filmle hayal kırıklığı yaratmasına rağmen yolundan şaşmaz ve büyük bir risk alarak bir başka dini filmi olan, 2017’nin en tartışılan filmlerinden biri olan Mother’ı çeker.



Mother, kocası ile birlikte bir evde yaşayan genç annenin çocuğunu doğurmasına kısa bir süre kala eve gelen davetsiz bir evli çift ile birlikte hayatının değişmesini ve hiç tahmin edemeyeceği noktalara gelmesini anlatır. İçinde yaradılış ile ilgili onlarca metafor barındıran Mother, eleştirmenleri ve seyircileri ikiye bölen bir filmdir. Bir taraf filmi yere göğe sığdıramayarak başyapıt ilan ederken bir diğer taraf ta filmi vasatın bile altında bir film olarak görür. Cannes’ta yuhalanması da bir başka önemli anektod olmasına rağmen mother!, kesinlikle son yılların en katıksız filmlerinden biridir. Başrollerde ise Javier Bardem, Jennifer Lawrence, Michelle Pfeiffer ve Ed Harris yer alır.
 
 
 
 
 

Kullanıcı Yorumları

Henüz yorum yapılmamıştır.