Soluk Film Afişi

Soluk Filmi Eleştirisi

27 Temmuz 2020

‘’Ölümün son iyiliği, ölümün bir daha hiç olmamasıdır.’’ -Soluk

Yönetmenliğini Özkan Yılmaz’ın yapmış olduğu, ve senaryosunu Benan Baf Yılmaz ile birlikte kaleme aldığı filmi; aynı zamanda İstanbul Film Festivali kapsamında düzenlenen Seyfi Teoman İlk Film Ödülü adaylarından da biri olan Soluk, 39. İstanbul Film Festivali kapsamında çevrimiçi olarak 30 saatliğine gösterime açıldı. 




Film ölümün birleştirdiği üç farklı karaktere ve onların hayatlarının birbirleri ile nasıl kesiştiğine odaklanıyor. Tamer, son evre kanser hastası olan huysuz bir adamdır. Konuşmayı ve hikayeler anlatmayı sever. Fakat hayatı boyunca hep başarısız olmuş, çevresine bir yarar sağlayamamış, her işini yarıda bırakmıştır, geçmişi yaptıklarının yanı sıra bu yaşanmamışlıklarının da pişmanlığı ve vicdan azabıyla dolu ölümün pençesinde bir adamdır. Üst komşusu olan Aslı ise annesi ve abisiyle yaşamakta olan, işsiz bir kadındır. Aslı, Tamer ile çok zıttır, onun tersine hayat dolu, yaşamayı seven, neşeli biridir; her ne kadar Tamer ile zıt düşse de Tamer ile çok yakın arkadaşlardır. Tamer, Aslı için sadece bir arkadaştan fazlasıdır; Tamer onun için bir yol gösterici, bir akıl hocasıdır adeta ve Aslı onunla yakından ilgilenir, hastalığı süresince bakımına yardımcı olur. Tamer’in asıl hasta bakıcısı Celil ise, hayatı mezarlıklardan, ölümden öğrenmiş, bakmakta oldukları hastalara son nefeslerine kadar eşlik eden biridir. Hayatını insanların yaşamlarına değil de, ölümlerine ortak olarak geçirmekte olan ve ölümün her şeyden daha çok hayatının merkezinde olan bir adamdır.  


Film her ne kadar ölüme odaklanıyor olsa da, filmin asıl sorguladığı ana fikirlerden biri de yaşamak. Ölüm, yaşamı sonlandıran tek şey midir? Yoksa yaşarken de ölmek mümkün müdür? Yaşamak nedir? İnsan doğar ve ölür, peki arada geçen zamanda nasıl yaşamalıdır? İnsanın yaşama gayesi nedir? Peki insan ne zaman ölür? Sadece ölüm kapıyı çaldığı anda mı? Film, bu üç farklı karakterlerin bakış açılarından bu sorulara cevap arıyor. Aslı, zaten hayat dolu, yaşamayı seven bir kişi olsa da; onu hayata bağlayan, benliğini ve yaşadığını hissetmesine neden olan, hayatına güç veren Tamer’dir. Karşılık beklemeden onu sevmesi ve ona yardım etmesidir. Bu, Aslı’nın yaşamının en saf amacıdır. Film her ne kadar karakterlerin geçmişleriyle ilgili pek fazla bilgi vermese de, Aslı’nın Tamer’in dostluğundan gelen güçle hayata daha sıkı tutunup, kendine bir amaç edindiğini, kendi varlığını hissedebildiğini söylemek yanlış olmaz. 


Diğer taraftan, Aslı her ne kadar hayat doluysa, Celil de bir o kadar ölüm doludur. Celil çocukluğunu mezarlıklarda oynayarak geçirmiş ve hayatı ölümden öğrenmiştir. Celil; film boyunca herhangi bir duygu göstermez, adeta hissizdir. Konuşmaz, merak duymaz, düşüncelerini paylaşmaz, ailesi de dahil kimseyle bağ kurmaz. Ölümle iç içe bir hayat geçirerek yaşamayı unutmuş, hissizleşmiştir. Hayatına adeta bir ölüm sessizliği hakimdir. 


Celil’in bu sessizliğinin ve hissizliğinin filme de hakim olduğunu söylemek mümkün. Filmin göze ve duyulara hitap etmesinde önemli rol oynayan renk ve müzik kullanımına değinecek olursak, renklerin ve müziğin filmin atmosferini yaratmada, hatta karakterleri yansıtmakta epey önemli bir yere sahip olduğunu eklemek isterim. Filmin atmosferi genel olarak uygulamış olduğu renkler ve filtre bakımından solgun, soluk. Buna ek olarak, filmde pek fazla müzik kullanılmamış, filme daha çok sessizlik hakim. Bu şekilde filmde ölümün verdiği kimisi için o acı his, ya da o hissizlik yansıtılmış.  


Film işlediği konu ve cevap aradığı sorular bakımından biraz iç karartıcı gibi görünebilir. İçerdiği ‘’hissizlik’’ ile de yer yer durağan ilerleyebilir. Fakat filmin vermek istediği mesajı düşünürsek, filmin bu işlenişinin başarılı olduğunu söylemek mümkün. Filmde karakterlere ve geçmişlerine dair pek fazla bilgi öğrenemiyoruz. Hatta karakterlerde pek fazla derinlik olduğunu söyleyemeyiz, bu yüzden de film bittiğinde aklınızda karakterlere dair bazı soru işaretleri kalabilir. Bunları belirtmekle birlikte filme bir şans verip izlemeniz gerektiğini düşünüyorum. Film belki size herhangi bir duygu hissettirmeyebilir, konu bakımından içinizi sıkabilir ama film bittiğinde kesinlikle size yaşamanın, hissetmenin ne demek olduğunu sorgulatacaktır.   


Peki insan neden ölür? Yalnız kalmaktan mı, sevilmemekten mi, hissizlikten mi, yoksa hayatını yaşamaya değer kılmayı becerememekten mi?

Yorumlar

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış, ilk yorumlayan sen ol.