Vengo Film Afişi

Vengo Filmi Eleştirisi

Film Detayları Eleştiri

Milenyumun başından sıcak rüzgarlar ile karşılıyoruz sizi bu yazıda.



Yıllarını sinemaya adamış Tony Gatlif’in yazar ve yönetmen koltuğunu doldurduğu Vengo filmi üzerine sohbet edelim…


Fransız-İspanyol ortaklığı ile seyrettiğimiz filmde anlatılanlar esasında; Endülüs ve buranın yerli Çingenelerinin hayatlarına çok derinden bir bakışı barındırıyor. 


Endülüs, Kuzey Afrika Arap kültürü, kökü daha eskiye dayanan İslam unsurları ile İspanyol ve tabii Avrupa hristiyanlığının mükemmel bir sentezi haline gelmiş anlaşılması güç, müthiş ahenkli bir beste gibi karşımıza dikiliyor. Özellikle hristiyanlığın en katı biçimlerinden biri olarak kabul ettiğimiz İspanyol Katolik Hristiyanlığı ile Arap çöllerinden gelen İslam rüzgarlarının buradaki anaforu beslediği yeni, zengin kültür açısından paha biçilemez bir biçim kazanmış ve Çingene kültürü ile bir araya gelerek zenginliğine zenginlik katan kültür, sinema için bir hazine olarak karşımıza çıkmıştır.


Bu hazineyi konu edinen Vengo, bir kan davası olayı çevresinde şekillense de “olay” burada mümkün olduğunca silik tutulmuşa benziyor. Anlatı daha çok bahsi geçen zengin kültür öğelerinin gelişigüzel serpiştirilmesi ve müzik üzerinden yapılıyor. Çingene yaşantısının dağınıklığı, özgürlüğü burada ustalıkla aktarılmakta. Bunun yanı sıra kompozisyonlarda göz dolduran bir sanat dokunuşuna rastlamak güç. Bu estetik ihtiyacı film; Müzikler üzerinden karşılamakta.


Müzikal dramların riski yüksek oluyor. Kimi zaman öyle işler seyrediyoruz ki müzikal sinema adı altında bir video klip izliyormuş hissine kapılabiliyoruz. Neticede sinema görsel tabanlı bir anlatı biçimine dayanmak zorunda. Vengo da bu durumun gölgesinde var olan bir iş ki; filmin büyük bölümünü kapsayan müzik sahnelerinin en az yarısı olay örgüsünün taşıdığı duygu yoğunluğuna hizmet etmekten ziyade yalnızca kültür zenginliği ve kulağa hitap eden bir estetik zevk unsurunu yansıtmak için konulmuş gibi gözüküyor. Yalnız, bu sözlerim olumsuz görülecek bir işitsel tasarım olduğunu destemek şu yana dursun; aksine meseleyi seyircinin zevk terazisinde tarttığı ve filmin tam yirmi yıl sonra bugün izlenirken beğeni ve takdir kazanmasının önünde duramadığı anlamını vurgulamak daha doğru bir çıkarım olacaktır. 


Öte yandan filmde akan hayatlarla bizim seyircimizin empati kurması meselesine gelmek isterim. Burada aktarılan yaşam biçimleri tıpkı doğu-batı arasında sıkışıp kalmış ülkemiz üzerinde olduğu gibi orada da belirgin biçimde benzerlikler taşıyor. Bu coğrafyadan beslenmiş herhangi bir aklın kolaylıkla saptayabileceği, oldukça ince birtakım mesajları anlamak da kolaylıkla mümkün oluyor böylece.   


Henüz filmin açılış sahnesinde; verilen bir tarih dersi, bir anlatım şaheserine rastlamak mümkün. Ki benim şahsi görüşüme göre: film boyu görülecek en etkileyici kısım da yine bu sahnedir. Endülüs’ü meydana getiren unsurlar müzisyenler ve çalgıcılarla tasvir edilir. Gitar ve kemanıyla flamenkonun kanımızı kıpır kıpır eden tınlamasını duyarız ardından Arap müziğinin o ruha dokunan şakıması gelir. Bir mücadele vardır burada. Karşılıklı atışma gibi ilerleyen iki müzik bir noktadan sonra kusursuz bir ahenkle birbirine karışır ve yükselir, yükselir... Burada gördüğümüz neyzen ise Türk bir isim: Kudsi Ergüner


Kaçıranlar ve yeniden izlemek isteyenler için güzel bir tercih olacaktır. 


Keyifli Seyirler Dilerim.

Yorumlar

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış, ilk yorumlayan sen ol.