Victoria Film Afişi

Victoria Filmi Eleştirisi

22 Mart 2018

Victoria kuşkusuz, gösterildiği dönemin en çok övgü alan filmlerinden biri.

 Ben filmi aynı yıl Türkiye’de gösterildiği başka sinema kapsamında her yılın ekim ayında düzenlenen Filmekimi’nde izledim. Şunu itiraf etmeliyim ki Victoria, benim hala izlediğim en iyi festival filmidir. Aslında bunda festival filmlerini izlemeye 4-5 yıldır başlayan bir insan için normal bulabilirsiniz kimbilir daha ne festival filmleri vardır. Ancak Victoria bana göre hepsinden bir yönüyle ayrılıyor. Film tek bir gecede, tek bir şehirde geçiyor ve hepsinden önemlisi tek bir planda çekiliyor.

Filme adını veren genç Victoria karakterini genç İspanyol aktrist Laia Costa canlandırıyor. Oyunculuğunun bu denli beğenilmesinin sebebi kesinlikle doğallığı ve gerçekçiliği diye düşünüyorum. Erkek grubu içinden Sonne’ye duyduğu masum aşkı o kadar kusursuz bir şekilde veriyor ki perdeye hayran kalmamak elde değil. Biraz önce bahsettiğim masumluğu da işlettiği cafesinde Sonne’ye isteği üzerine piyano çalarken arada bir ona hayranlıkla ve ‘acaba beğenecek mi’ şeklindeki masum bakışlarına dayanarak söyledim. Ayrıca belirtmem gerekir ki Victoria, Costa’nın ilk başrolüdür. Dilerim kendisini ilerleyen yıllarda nice başrollerde görürüz.

Filmde grubun bir nevi lideri olan Sonne’yi de 2006’da gösterildiği İstanbul Film Festivali’nde en iyi film ödülünü alan anti faşist film Die Welle ( Tehlikeli Oyun )’deki performansıyla hatırlayacağımız genç Alman aktör Frederick Lau canlandırıyor. Frederick Lau aslında Laia Costa’dan 4 yaş küçük olmasına rağmen ondan daha tecrübeli bir oyuncu, ki bunu da filmdeki başarılı oyunculuğundan görebiliyoruz. Performansının kesinlikle Costa’nın oyununun önüne geçmediği bir gerçek ancak ondan sonra filmdeki en başarılı oyunculuk da Lau’a ait diyebiliriz kolaylıkla. Filmde tüm olayların başlamasına sebep olan Boksör lakaplı karakteri de Alman oyuncu Franz Rogowski canlandırıyor. Boksörün gerçek ismini film boyunca duymuyoruz. Grup arasında öfkesiyle sıyrılan bir karakteri hiç sırıtmadan canlandırıyor Rogowski. Burada oyunculara baktığımız zaman zaten cast seçiminin ne kadar kusursuz olduğunu söylesek hata etmiş olmayız diye düşünüyorum.

 

***Yazı burada itibaren filmi izlemeyenler için spoiler içermektedir.

Şimdi ise gelelim filmin kusursuz sinematografisine. Filmde genellikle noir filmlerden aşina olduğumuz kara renkler mevcut olup mavi renk çok göze çarpıyor. Ki filmden akılda kalan şeylerden biri de mavi rengin neredeyse tüm filme yayılmış olan hakimiyeti. Baştaki bar sahnesinde, ardından soygun gerçekleştirildikten sonraki ikinci gece kulübü sahnesinde de mavi ve tonları hakim ki bu filme kesinlikle çok yakışıyor. Dikkati oldukça çektiği aşikar olan sinematografisiyle Victoria, neden 2015’te çok konuşulduğunu kanıtlıyor. Özellikle gece kulüplerindeki dans sahneleri ve karakterlerimizin soygun görevini aldıkları mafya adamlarına otoparkta soygunu kabaca sundukları sahne gerçekçilik bakımından adeta ders niteliğinde.

Otopark sahnesi demişken, o sahnede filmin bir diğer önemli artısı da görülmeye başlıyor; karakterlerin psikolojileri ve adanmışlıkları. Grupta en çok korkan karakter olarak göze çarpan Fub, soyacakları bankaya giderlerken kalp spazmı geçiriyor ve çok zor sakinleştiriliyor. Burada kendilerine emir verenlerin korkularını atmalarını sağlamak için gruba kullandırttıkları kokainin de etkisi var. Boksör de Fub’la beraber psikolojik olarak en çok öne çıkan karakterlerden biri. Soygun görevini almadan önce ve sonra genellikle çok sinirli. Tüm arkadaşlarının bu tehlikeli göreve kendisinin yüzüden sürüklenmesi de cabası.

Bunun sebebini de açıklamakta fayda var. Boksör geçmişte birkaç yıl hapis yatmış olan sabıkalı bir karakter. Kendilerine banka soygunu görevini veren mafyatik karakterle de hapishanede geçmişleri var ve kendisinin hapisten kısa sürede çıkmasının sebebi bu mafyatik karakter. Ona olan borcunu ödemekte mecbur olması zaten onu gererken en iyi arkadaşlarını da buna sürüklemek Boksörü oldukça yıpratıyor. Adanmışlık kelimesini de şu yüzden kullandım. Bu sahnelerde hep Victoria Fub ve Boksörü toplarlıyor, onların sadece banka soygununa odaklanmalarını ve hayatlarının artık bu işe adanması gerektiğini anlatıyor. Filmin finali ise gayet tatmin edici ve bir eksiklik göze çarpmıyor. Soygundan sonra kurtulduklarını sanan kahramanlarımız gece kulübüne bir daha gidiyorlar ve kovuluyorlar. Buradan sonra peşlerine polisler düşüyor ve Victoria ile Sonne hariç hepsi tek tek çatışmada öldürülüyor. Aslında buradan sonra Victoria’nın da öleceğini düşünüyoruz ancak o büyük aşkı Sonne’yi sonsuzluğa uğurladığı otel odasından parayla birlikte sakince ayrılıyor. Burada yönetmenin Gladiator ( Gladyatör ), Braveheart ( Cesur Yürek ), Matrix üçlemesi gibi her kesimden çokça benimsenen popüler kült filmlerde çok sevilen ana karakterlerin öldürülmelerine bir gönderme yaparak Victoria’yı öldürmediğini de çıkarabiliriz.