Wonder Woman 1984 Film Afişi

Wonder Woman 1984 Filmi Eleştirisi

HBO Max üzerinden yayınlanan DC yapımı Wonder Woman 1984 filminin eleştirisi;

DC hayranları tarafından beğenilen ilk Wonder Woman filminin ardında oluşturduğu heyecan sonunda bitti. Ünlü karakterin ikinci solo filmi Wonder Woman 1984 sınırlı sayıda da olsa sinemalarda ve çevrimiçi olarak HBO üzerinden gösterime girdi ancak hayranlar bu sefer film konusunda pek mutlu değiller.




Başrollerinde İsrail ve Filistin hakkındaki çeşitli açıklamalarıyla tepki toplayan Gal Gadot’un olduğu filmde, Diana’nın sevgilisi Steve rolünde oynayan Chris Pine’ı da tekrar görme fırsatı yakalıyoruz. Bu sefer kötü adamlarımız, The Mandalorian’ın yıldızı Pedro Pascal’ın canlandırdığı başarılı bir iş adamı olmak isteyen Maxwell Lord ve Kristen Wiig’in canlandırdığı, daha sonra Cheetah olarak bilinecek, Barbara Minevra. Oyunculuklar konusunda yoruma pek gerek yok ancak film uzun ve mantık hatalarının dikkat dağıttığı anlarla dolu olduğundan bu eleştiride buna odaklanacağız.


Birinci Dünya Savaşı’nda geçen ilk filmden sonra bu filmde de geçmişte, 1984’teyiz. İlk filmde ölen sevgilisi Steve’i unutamamış ancak hayatına devam etmeye çalışan bir Diana var karşımızda. Süper kahramanlıkla uğraşıyor, bir yandan da Smitsonian Müzesi’nde arkeoloji üzerinde çalışmakta. Burada yeni işe giren ve sönük havasıyla çoğu kez ezilen Barbara karakteriyle arkadaş oluyor. Müzeye bir dilek hakkını gerçekleştiren ama karşılığında bedel alan bir taş geliyor, Diana dillendirmese de dileğinin Steve’in geri gelmesi olduğu belli. Bu taş onun güçlerini bilen Maxwell’in eline geçince de film boyunca açgözlülüğün kontrollerini kaybetmelerine neden olan insanları izliyoruz.


Film, aslında iyi olabilecekken 2 saat 30 dakikalık uzun süresi ve senaryoda dikkat çeken hatalarıyla her geçen dakika seyirciden daha da uzaklaşıyor. Bu kadar uzun olmasına rağmen sadece dört aksiyon sahnesinin olduğunun, bunların ilkinin pek anlam ifade etmediğinin ve hikâyeye bir şey katmadığının altını çizelim. Diğerlerinde de fizik gerçekleri ve senaryo anlamındaki boşluklar, izlerken illa “Bir dakika, ne?” dedirtiyor. Filmi beğenmek istiyorsanız sorgulamadan izlemeniz yararınıza, yoksa ilk dakikalardan soru işaretleriyle dolabilirsiniz. Aralarda Diana ve Steve için koyulan daha sakin geçen sahneler kötü değil ama çok iyi de değil. Bunun yanında Barbara karakterinin gelişimi biraz daha ele alınabilirdi belki. Daha çok Maxwell üzerinde durulmak istenmiş ama o da gelecek anlamında bir yere, en azından bu filmde, varmıyor. Sonunda “Aslında istediğin şey bu değil, hepimiz acı çekiyoruz ama açgözlü olmamalıyız”a bağlanan yapımda, kötü karakterler bir diğer DC filmi olan Watchmen’de de gördüğümüz gibi saf kötüden çok gri alanlarda kalanlar. Bu insansı halleri onları daha izlenebilir kılıyor ancak film konusunun basitliğine ve aksiyon sahnelerinin azlığına rağmen fazlaca uzun. Bu da bittiğinde acaba değdi mi sorusunu akla getiriyor ve cevap pek de olumlu değil. Aksiyon yönünden izleyin diyemem çünkü aksiyonu eksik bir film. Senaryo yönünden izleyin de diyemem çünkü bazı yerlerde pek anlam ifade etmiyor ve sıkıyor.


DC, elindeki çok iyi hikâyelere rağmen sinematik evreninde tam bir ivme yakalamakta zorlanıyor. Bir DC hayranı olarak bunun gelecekteki projelerde düzeleceğini umarak bitirelim yazımızı. Geçmiş yeni yılınızı kutlar, herkese sinema dolu bir sene dilerim!

Yorumlar