Yuli Film Afişi

Yuli Filmi Eleştirisi



Sanatı, dansı, baleyi seviyor musunuz? Eminin bunlardan en az birine evet cevabını verdiniz. Rus asıllı balet Nureyev’in Paris’e iltica edişini anlatan Beyaz Karga filminden sonra ikinci bir balet filmi vizyona giriyor.  Müzikal ve biyografik olarak nitelendirilse de ne biyografisi insanı sıkıyor ne de müzikallerde olduğu gibi şarkıya ve dansa boğuyor. Yaşanan olayları duru bir biçimde bizlere aktaran yönetmen Iciar Bollain, Kübalı ünlü dansçı Carlos Acosta’nın hayatını bizler ile buluşturuyor. 
 
Carlos, ambargo yıllarında yaşayan her çocuğun yaptığı şeyleri yapıyor. Sokakta yırtık top peşinde koşuyor, Pele olma hayalleri kuruyor, sokakta özgürce dans ediyor. Bir kölenin oğlu olan babası ise kendi oğlunun yeteneğini heba ettiğini düşünerek “madem sokaklarda gezip dans edeceksin, bunu okulunda okuyarak yaparsın.” diyor ve Carlos’u -hiç istememesine rağmen- kolundan tuttuğu gibi Devlet Konservatuarı seçmelerine götürüyor. 
 
“Arkadaşlarım bana top der o taytı giymem”  diyerek her fırsatta istemediğini bastıra bastıra söylüyor. Derslerden kaçıyor, kaytarıyor ama sahip olduğu yetenek, hocasının ilgisi ve babasının baskısı bir şekilde onu baleye bağlıyor ve ilk siyahi Romeo adım adım yaratılıyor. Bunun bedeli ise ailesine bağlı olmasına rağmen yatılı okullar, yabancı ülkeler, sürekli tek başına yaşamak oluyor. 


 
Filmin en çarpıcı yanı gerçek Carlos Acosta’nın da oynuyor oluşu. Bütün filmde onun hayat hikâyesinin kesimlerini anlatan koreografiler bulunuyor. Sinema eğer görsel anlatma sanatı ise Carlos Acosta’nın hayatını bale ile anlatıldığı sahneler sinema için çok doğru bir tercih oluyor. Dansın büyüsüne kapılıp acıyı, ıstırabı, yalnızlığı, Amerika rüyasını iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Romeo ve Jülyet oynarken gerçek oyunun kullanılması, babasının tuttuğu defterde asıl gazete kupürlerinin yer alması film dünyasının yapaylığından uzaklaştırıp gerçekten gerçek bir hikâyeye tanık olduğumuzu anlıyoruz. 
 
Tüm anlatılan aile ve dans hayatının yanı sıra arka planda Küba’nın içinde bulunduğu değişime de şahit oluyoruz. Halkın açlık ve güvenlik sorunları, yaşadıkları zorluklar, o hayattan kaçmak isteyenler, kaçıp da özleyenler. Gitsem gidemem, kalsam kalamam ikileminde bir halk. Gençlik hevesleri, hayalleri, umutları…
 
Koreografiye dair söylenecek çok şey olmasına rağmen kelimelerin kifayetsiz kalacağı da kesin. Babasından dayak yediği zamanın tasviri yüreğinizi yakıyor, gözleriniz doluyor. Yatılı dönemki sıkışmışlığını izlerden sizi boğuyor, Amerika’ya gittiğinde yaşadığı hayat, gece kulüpleri, kızlar ile yatıp kalkmalar, gitgide ünlenmesi, paparazziler… Bunları izletmekten ziyade gösteriyor ve akışkan sürecin içerisine yediriliyor. 
Tabi eksikleri de yok değil hikâyede sonu getirilmeyen pek çok yan hikâye var. Ablası neden hasta oldu? Baba ne zaman öldü? Annesi anneannesini görebildi mi? arkadaşı kaçabildi mi? O beyaz kıza ne oldu? Tüm bu soru işaretleri ile çıkıyorsunuz salondan. Carlos’un “büyük değişimi”ni de göremiyoruz. Akıp giden olaylar silsilesini izlemiş oluyoruz. Bu durumda şunu düşünmeye itiyor insanı, hikâyem çok sağlam olmasa da güzel görüntüler ve başarılı bir oyuncu yönetimi ile iyi bir film yapabilir miyim? Değişen ve gelişen sinema düzeni zaman içerisinde bizlere cevap olacak gibi.
 
Dünyanın sıkıcı olmaya başladığı hayatın artık heyecanını yitirmeye başladığı bu zamanlarda ruhumuza iyi gelecek işler yapmalıyız. Ruhunuza, kendinize ve sevdiklerinize bir güzellik yapın sanat ile doyurun bir öğün kendinizi. Güzel bir tavsiye isterseniz Yuli filmi müziği, balesi ve hikayesi ile salonlarda sizleri bekliyor olacak.
İrem Zeynep Karakaya