Yuvaya Dönüş Film Afişi

Yuvaya Dönüş Filmi Eleştirisi



Yazar-gazeteci Erdal Güven'in "Tahran'dan Kaçış" kitabından uyarlanan "Yuvaya Dönüş" filminin çekimleri İstanbul, Kapadokya ve Tokyo'da gerçekleşti. "Yüzyılın Operasyonu" olarak da bilinen 215 Japon vatandaşın İran'dan Türkiye’ye getiriliş öyküsünün anlatıldığı filmin yönetmen koltuğunda Hakan Kurşun oturuyor. Filmin başrollerini Furkan Palalı, Burhan Öcal ve Megumi Masaki paylaşıyor. 2019 yılının Japonya’da ‘Türkiye Yılı’ ilan edilmesinin de katkısıyla gözler, uluslararası bir film olan "Yuvaya Dönüş"e çevriliyor.
 
Filmin yapımcılığını üstlenen Güven'den filme dair: ‘’Yuvaya Dönüş filmi sadece 215 Japon yolculunun kurtarılmasını değil; aynı zamanda bir Japon kızın 30 yıl sonra öğrendiği Türk babasının izini sürme hikâyesini de barındırıyor. Çünkü İstanbul’a inen o uçak sadece piste değil, aynı zamanda büyük bir aşkın ortasına da inmişti. Aynı zamanda senaryo hazırlanırken Türk Dışişleri ve Japonya Hükümetinin de hassasiyetleri göz önünde bulunduruldu."
 
Yuvaya Dönüş, "Bu film onların büyük aşkına adanmıştır." yazısı ile açılıyor. Yumi, annesinin ölümünden sonra bıraktığı vasiyet üzerine annesini o uçağa yetiştiren Türk askeri babasını aramak üzere Türkiye’ye doğru yola çıkıyor. Daha İstanbul'a adım atar atmaz tanıştığı süper iyi niyetli(!) taksici ile beraber başlıyorlar bu gizemli baba Zafer Tuna'yı aramaya. Babanın Kapadokya'da yaşadığı öğreniliyor. Tesadüf bu ya, bizim taksici de Kapadokyalı çıkıyor ve düşüyorlar yollara. 
 
Yol boyunca henüz tanıştığı taksici Mesut ile uzun bakışmalar, uçuşan saçlar arasında kaçamak gülümsemeler eşlik ediyor onlara. Altı dolu olmayan diyaloglar, yola değil yan koltukta oturan ablaya atılan baygın bakışlar da eklenince "Ya acaba yanlış filme mi girdim?" diye panik oluyorum ama Mesut'a can veren oyuncuyu tanıyınca rahatlıyorum. Furkan Palalı ve yaz dizileri! Çok tanıdık bu ikili, şimdilik güvendeyim.
 
Kapadokya'ya varılıyor ve otele giriyor ikili. ("Hayır evli değiliz aynı odada kalamayız lütfen bir oda kaldığını söylemeyin" diyaloglarını hızlıca geçelim.) Yumi, Kapadokya'da kendinden anılar buluyor ve bulduğu her an bayılıveriyor. Bir süre bu olanları izliyorum.  Ve bu bir süre, yıllar gibi. Müzik asla, asla ve ASLA susmuyor. Diyaloglarla üst üste biniyor, can sıkıyor, yoruyor. Daha kötüsü de olabilirdi dediğim bir an, komik sayılan bir diyalogdan sonra hafifçe yükselen kahkaha efektini duyuyorum. Evet, daha kötüsü de olmuş oluyor. Oyuncular, senaryo ve filmin başından beri dudak hareketleri ve mimiklerle  senkron ilerlemeyen dublaj ile verilemeyen duygular, müzikle gözümüze gözümüze sokuluyor. Maalesef güdülen bu amaç, filmi "film" yapan tüm detaylara olan inancımı yitirmeme sebep oluyor. Yeşilçam'ın tüm klişe temalarını alan Yuvaya Dönüş; ne yazık ki Yeşilçam samimiyetinin yanından geçmiyor ve bu klişe temalar, işi ucuzlatıyor. Tek bir dal kımıldamazken çiftimizin geçtiği yerde uçuşuveren kuru yapraklar, attan düşmeceler, ağır çekimle gelip giden ama bir türlü kavuşamayan eller ağzımızda kabak tadı bırakıyor.

 
Her şeye rağmen Yuvaya Dönüş; izlenebilirliğini gerçekliğine ve Kapadokya'ya borçlu. 1985 yılında Tahran'dan havalanan o uçaktaki yolculardan 77 yaşındaki Junichi Numata; izlediğim bir röportajında "İran o gece bizim için bir cehennemdi. İstanbul'a gelip boğazı gördüğümde cenneti yaşadım" diyor. Filmde de, Yumi'nin boğazı görmek istediği sahne; benim için senaryoya konumlandırılmış en içten detay. Bu detay; Kapadokya'nın muhteşem coğrafyası ve genel planda gördüğümüz renkli balonlarla, Zafer Tuna'nın zaman geçirdiği mağaranın başarılı çevre düzenlemesiyle birleşince geçiveriyor 1 saat 45 dakika.
 
Filmin sonu, senaryoda yakaladığımız eksikler ve tesadüfleri doldurma üzerine kurulu. Duygu seline kapılıp gidebilmiş iseniz onaylayabilirsiniz bu duygusal sonu fakat benim gibi sinirliyseniz ve başınız ağrıyorsa, kabul edemiyorsunuz. Kanımca, böylesine naif bir hikayeye; böylesine üzerine düşünülmemiş bir senaryo, kimse için kabul edilebilir olmamalı. Biraz sonra umut doluyorum ve yüksek sesli, sürekli detone olan dublajı dahi bir yana bırakıp diyorum ki, denenmiş oldu. Üstünkörü de olsa, öğretici oldu. Umuyorum ki bu güzel hikaye, burada sönüp gitmez ve birçok defa çekilir. "Heh bu olmuş!" dedirtene kadar, defalarca kalbimize işlenir.
 
Dilşad Demir